Asgari Ücrete İlişkin Açıklama

I. Çuvaldızı kendimize

İlk çağrımız Türkiye işçi sınıfınadır!

Ülkemizde çalışan 19 milyon ücretliden yaklaşık 10 milyonu asgari ücret civarı ücret almaktadır.

Asgari ücret sadece asgari ücretle çalışanların değil tüm işçi sınıfının refahını ilgilendiren temel bir parametredir. Hemen tüm ücretlilerin yıllık zamları asgari ücret zammıyla az ya da çok irtibatlıdır.

Türkiye işçilerine, memurlarına, işsizlerine ve emeklilerine çağrımızdır!

Asgari ücret pazarlığı ile ilgilenmemiz, bu pazarlığa müdahil olmamız gerekir. Bu mücadeleye elimizle ya da en azından dilimizle katılmamız gerekir!

Türkiye işçi sınıfı asgari ücret görüşmelerini her yıl fiili bir referanduma dönüştürmelidir. Her yıl bu mücadele etrafında hak bilincini, azmini ve birliğini büyütmelidir.

Yıllardır bu mücadeleye dâhil olanlarımız binlerle sınırlı kaldığı içindir bu hali pürmelalimiz, maddi ve manevi sefaletimiz…

Aslında Türkiye’deki sınıf mücadelesinin gücü asgari ücret seviyesi ile ölçülebilir. Asgari ücreti ne kadar yükseltmek zorunda kalırlarsa sınıf mücadelesinin gücü yüksek ve hükümetleri de yandaş sendikaları da korkutuyor demektir. Tersi ise bugün olduğu gibi sınıf mücadelesinin zayıf kaldığını gösterir.

Bu sene işveren tarafı görüşmelerin daha başlangıcında kavgaya tehditlerini savurarak başladı: TİSK Genel Sekreteri Akansel Koç genel işsizlik ve genç işsizliğini hatırlatarak işsizlikle, “2021 yılı için belirlenecek asgari ücretin işveren maliyeti, kayıtdışına yönelimin şiddetini de belirleyecektir” diyerek kayıt dışılık ile göz korkutmaya çalıştı.

İşçiler asgari ücretin tespiti konusunda da, kayıt dışı işçi çalıştırmaya ve işsizliğe karşı mücadelede de birleşmelidir. Patron örgütlerini tek tek gezip taleplerini almayı bilen hükümet, kayıt dışını engellemeyi neden gündemine almamaktadır? Neden işsizliğe bir nebze çare olacak yatırımlara yönelmemektedir?

II. Peki, ne kadar?

Asgari ücret ne kadar olmalıdır?

Hesabı basittir.

Ülkemizde işsizliğin yıllardır %10’un altına indiği görülmemiştir. Devletimiz ücretsiz kreş hizmetini vatandaşlarına çok görür. Bu koşullarda iş aramak ve bulmak özellikle kadınlar için çok çok zordur.

Ülkedeki 19 milyon ücretlinin sadece 6 milyonu, bir başka deyişle sadece %30’u kadındır. 2019’da kadın işsizliği %16,5 ile erkek işsizliğinden 4 puan fazladır.

Gelin biz yine de 4 kişilik bir ailede iki çalışan olduğunu varsayalım. Bu koşulda asgari ücret, 4 kişilik bir aile için öngörülen yoksulluk sınırının yarısından az olmamalıdır. Bir başka deyişle iki asgari ücret, bir aileyi yoksulluk sınırının üzerine çekebilmelidir.

Yani net asgari ücret 8200 TL olan Türk-İş ve DİSK’in yoksulluk sınırı hesaplamalarının yarısından az zaten olamamalıdır.

Bundan aşağısını verenlerin işçiye mesajı açık ve nettir:

“Yoksulluk senin kaderindir! Gözümüzdeki değerin işte bu kadardır!”

III. Zamlar çoktan eridi

Asgari ücrete yapılan zamlar çoktan eriyip gitmiştir!

Son yıllarda yaşadığımız ekonomik kriz ve yüksek enflasyon sarmalında asgari ücrete 2015 yılı sonunda yapılan %33, 2018 yılı sonunda yapılan %26 zamlardan eser kalmamıştır.

TÜİK verilerinin hiçbir güvenilirliği yoktur. Gerçeğe en yakın karşılaştırma, dolar üzerinden asgari ücretin durumuna bakmak olacaktır.

O durum aşağıdaki tablodaki gibi hüzün ve hüsran vericidir.

Türkiye’deki asgari ücret giderek Çin’dekine doğru yaklaşmaktadır.

Kaynak: T.C. Merkez bankası yıllık ortalama kuru baz alınmıştır.

IV. Vergi reformu

Asgari ücretten vergi alınmamalı ve Türkiye’de derhal bir vergi reformu yapılmalıdır!

Gelir ve servetten alınan doğrudan vergilerin payı arttırılmalı ve vergi politikaları ülkede gelir dağılımını düzeltmeyi hedeflemelidir. Vergi adaleti sağlanmalıdır!

Aşağıdaki tablo doğrudan vergilerin toplam vergi gelirleri içindeki oranını ortaya koymaktadır.

Kaynak: OECD, https://stats.oecd.org/#, Revenue Statistics – OECD Member Countries.

Bu tablodan çıkartılması gereken ders açıktır. İşçi sınıfının en güçlü olduğu dönemde zenginlerden alınan vergilerin oranı artmış, gücümüzün kırıldığı andan itibaren durum tersine dönmüştür.

İçinde bulunduğumuz ekonomik krizin faturasını şu ana kadar işçi, esnaf ve çiftçi ödemiştir.

En zengin %1’in de faturaya ortak olma zamanı gelmiştir.

Salgından kaynaklanan ilave zorlukları aşmak için zengin bireylerin servetlerinden bir defaya mahsus acil bir dayanışma vergisi toplanmalıdır.

Temel gıda ve temizlik maddelerinde KDV %1’e düşürülmelidir.

Bugün asgari ücret alan bir işçinin bile ücret geliri sonbahar aylarında ikinci vergi dilimine geçmektedir. Vergi dilimlerinin düşük tutulması ücret gelirleri üzerinde bir soygun düzenine dönüşmüş durumdadır.

Bu garabet derhal değişmeli, birinci vergi dilimi en az yıllık asgari ücret gelirinin iki katına çıkartılmalı, bu vergi dilimi seviyesinde ücretlerden vergi hiç alınmamalı, asgari geçim indirimi sosyal yardım olarak ödenmeye devam edilmelidir.

V. Asgari ücretin ötesi

Her hanenin temel sosyal hakları kamu tarafından sağlanmalıdır!

“Komşu açken tok yatan bizden değildir” hadisini duymamış olanımız yoktur.

Gerek inancımız gerekse sosyal devlet ilkesi aynı şeye işaret eder:

Toplumumuzun her ferdinin asgari insani koşullara erişiminin sağlanması gerekir. Bu hepimizin ortak sorumluluğudur.   

Kamu nasıl ki eğitim ve sağlık hakkını üstleniyorsa, nasıl ki hepimiz bunu doğal karşılıyorsak, kamunun insani yaşam için gerekli olan diğer temel hakları da üstlenmesi gerekir:

Su, ısınma, haberleşme ve ulaşım hakları temel bir düzeyde kamu tarafından ücretsiz sağlanmalıdır.

Hanede gerçekten iki çalışan olabilmesi, bunun teoride kalmaması için kamu, ücretsiz ve kaliteli kreş hizmeti sunmalıdır.

VI. Sendikalara çağrımız

Son çağrımız da sendikalara.

Atalarımız dost acı söyler demişler. Sendikaları sıkça eleştirsek de bugün sendikacılık yapmanın giderek ne kadar zorlaştığının elbette farkındayız.

Ancak yine de şuna işaret etmeliyiz: Sendikalar asgari ücret görüşmelerine gerekten ilgiyi ve özeni göstermemektedir.

Sendikalar en az 1 Mayıslar kadar asgari ücret görüşmelerine asılmalı, bu görüşmeler çerçevesinde kendi üye tabanları ve yakın çevrelerini seferber etmelidir.

Asgari ücret görüşmeleri için büyük mitingler düzenlemeli, üyelerini, tüm emek dostlarını ve örgütsüz milyonları bu somut ve ortak hedef etrafında harekete geçirmelidir.

Tüm konfederasyonlar her Aralık ayı boyunca bu somut ve ortak hedefe yönelik olarak birlikte hareket edebilmelidir.

Asgari ücret görüşmeleri sendikaların toplum nazarındaki azalan itibarını yeniden kazanabilmeleri için biçilmiş kaftandır.

Aynı şekilde tüm işçi sınıfını sermaye karşısında tek ve somut bir hedef etrafında kenetlemek için de biçilmiş kaftandır.

Bu yönde belli gayretler ortaya konsa da yeterli olmadığı açıktır.

Asgari ücret görüşmelerinin Türkiye işçi sınıfının tarih sahnesine yeniden çıkması için kritik bir işlev görmesi işten bile değildir.  

Son sözümüz de şunlar olsun:

Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz!

Birlik, mücadele, zafer!

Bu Yazıyı Paylaş:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir