La Via Campesina’dan Çevreyi Savunmak için anti-Emperyalist Manifesto

Karabasan sitesinden alıntılanmıştır.

Çiftçi-Sen’in de üyesi olduğu La Via campesina “Çevreyi Savunmak için anti-Emperyalist Manifesto” yayınladı.

Manifresto’yu paylaşıyoruız:

Çeviri : Özge Güneş

Uzaydaki tüm maceralarımıza rağmen biliyoruz ki, şimdilik, biz insanların yuva diyebileceği tek bir gezegen var. Hayatta kalmamız, buradaki bitki ve hayvanların, tüm canlıların hayatta kalmasına bağlıdır.

Doğal kaynakların kâr amaçlı büyük şirketler tarafından kontrolsüz bir şekilde kullanılması ve sömürülmesi, kapitalist sistemin mantığı, gezegenimizi tüketti.

Kapitalizmin mevcut aşamasının, yani finansal kapitalizmin yıkıcı gücü emsalsiz. Ulusötesi şirketler, madencilik projelerinde, ormansızlaşmada ve suyun özelleştirilmesi dahil birçok başka alanda, ortak varlıkları kullanma kapasitelerini artırmaya devam ediyor. Ulusötesi şirketler, tarımda biyoçeşitliliği yok eden ve iklimi değiştiren, pestisit kullanımına dayanan ve monokültüre dayalı bir üretim olan şirket tarım modelini uyguluyor. ABD ve diğer küresel kuzey ülkelerinin emperyalistleri, doğal kaynakların gerçek sahipleri olan insanların sahip çıktığı ortak varlıkları özelleştirmek için çevre ülkelere saldırıyor.

Sonuç açık ve net: insanlık tarihinin en kötü çevresel krizini yaşıyoruz ve sermayenin bu sağlıksız dinamiği devam ederse tüm insanlık bundan etkilenecek. İklim değişikliği tüm dünyada insanların yaşamlarını çoktan etkilemeye başladı. Fakat iklim krizi, çevresel krizin tek sonucu değil. Dünyanın suyu plastikler ve pestisitlerle kirleniyor, su kaynakları kuruyor. Gezegenin biyolojik çeşitliliği aşırı ölçüde şekilde yok olurken, büyük ölçekli biyolojik korsanlığa da şahitlik ediyoruz. Ticari çıkar için doğal bir şekilde oluşan biyokimyasal veya genetik materyalin alanlar, onların kendi habitatlarında nasıl kullanılabileceklerini dahi sınırlandırıyor. Toprak, ormansızlaşma ve monokültür ekim nedeniyle bozuluyor; geniş bölgeler büyük ölçekli madencilikle tamamen yok ediliyor.

COVID-19 salgını, bu çevresel ve sistemik krizin en son tezahürüdür. Bu süper patojenlerin kökeni, tarihsel olarak köylü ve geleneksel topluluklar tarafından korunan ekosistemlerin yok edilmesiyle doğrudan ilişkilidir. Çevresel yıkım, kendi habitatlarında dengeli olan mikroorganizmaları serbest bırakır. Bu mikroorganizmalar, antibiyotikler ve hormonlar yüklenmiş çeşitli hayvanların bulunduğu kalabalık endüstriyel tesislerle ulaştığında, patojenler gibi çoğalırlar. Ardından, yoğun insan nüfuslarıyla temasa geçerler. Buna, yedikleri endüstriyel olarak üretilmiş yiyecekler nedeniyle tarım kimyasallarına maruz kalmaktan bağışıklık sistemi zayıflamış insanlar da dahildir. Bu süreç, ormansızlaşma ve vahşi hayvanların yaşam alanlarının ortadan kaldırılmasına ek olarak, patojenlerin insanlara göç etmesine neden olur. Bu üretim şekli devam ederse, yeni pandemilere yol açan birçok yeni virüsümüz olacaktır.

Tüm insanlar gezegenimizin bu yozlaşmasından etkilenmektedir, özellikle de kadınlar, çocuklar, yerli halklar ve dünyanın en yoksulları. Dahası, bugün 134.000’den fazla flora ve fauna türü de yok olma tehdidi altındadır.

Askeri faaliyetlerin gezegenin yok edilmesinde oynadığı haince rolün altını çizmek de önemlidir. İnsanların yaşamlarına yönelik saldırıları gerçekleştirmenin yanı sıra, ABD ordusu, müttefikleriyle birlikte, tükenmiş uranyum, uçakları için kullandığı madeni yağ ve benzin, portakal gazı gibi pestisit ve bitki zehirleri ve kurşun gibi toksik kalıntılar kullanan, dünyanın en büyük kirleticilerinden biridir

Gezegensel yıkımın nedenleriyle mücadele etmek yerine, bazı şirketler, yeşil kapitalizme, doğal kaynakları metalara dönüştürmeye, karbon kredileri, çevre koruma kredileri gibi toplumsal ve ekolojik ihtiyaçları çözmeyecek diğer sahte çözümlere; yani yeni piyasa spekülasyon alanlarına odaklanır. İmparatorluğun, ekonomik tabanını piyasaya dayalı projelerle yeniden yapılandırmaya çalıştığı bu projeler, öte yandan, yeni bir sözde “yeşil” teknolojik temel üretmek için küresel güneydeki doğal kaynakların artan sömürüsü etrafında inşa edilmiştir.

Bu sahte çözümlerin, insanlığın ve bildiğimiz anlamda doğanın yok olmasına yol açması kaçınılmazdır. Bu bir ölüm, tahakküm ve yıkım projesidir.

Çözüm ise insan ve doğa arasındaki ilişkinin yeniden inşasındadır. Burada ulusların ve halkların eylemlerine açgözlülük ve kâr değil, yaşam, kolektif refah ve ekolojik ritimler rehberlik eder. Bu, gıdanın agroekolojik üretimine odaklanan bir çözümdür; tarım reformu yoluyla toprağa erişimin demokratikleştirilmesini içerir; su, biyolojik çeşitlilik ve toprak gibi ortak varlıkların korunmasını ve bakımını içerir; emekçilerin gerçek ihtiyaçlarına toplumsal ve çevresel adaletle cevap veren, ataerkilliğin ve ırkçılığın üstesinden gelen bir enerji modeline geçişi içerir.

Bugünün temel görevi kapitalist barbarlığı durdurmaktır. Hepimizin iyi ve barış içinde yaşayabilmesi için; adil, eşitlikçi ve coşkun bir dünya yaratmak için sermayenin yaşam üzerindeki hakimiyetine son vermemiz gerekiyor.

La Via Campesina

Bu Yazıyı Paylaş:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir