SAĞ’IN (YENİ) RESTORASYONU

Aslında başlığı devletin restorasyonu olarak da yazabilirdik.

 Ama devletin kendini restore etmesi zaten her zaman “sağ”ın derlenip toparlanması şeklinde gerçekleşmiştir.

Devlet denilen yapının doğası gereği halklar üzerinde kullanılan bir “iktidar teknolojisi” olması, toplumun değişmesi/gelişmesi ile paralel kendini yenilemesi gereğini doğurur.

Devlet ve toplum arasındaki çelişki; devletin yöneten özne, toplumun yönetilen nesne olduğunu varsayan bir ideolojik yalandan kaynaklanır.

Burada sol’u idealize etmeden söyleyelim ki sağ; bu yalana toplumları inandırmanın araçlarını ve yöntemlerini üreten geleneğin, siyaset bilimindeki ismidir.

Bu minvalde Kemalist cumhuriyetin tarihi de bir sağ restorasyon tarihidir.

Mustafa Kemal’in TCF ve Serbest Fırka denemeleri saymazsak, CHP’nin tedirgin 1946-50 restorasyonu, 60 darbesiyle yapılan ayar sonrası 71’de yeniden balans ayarı, ardından MSP-CHP koalisyon denemesi, Erbakan ve Karaoğlan’ın efsanevi “milli ve yerli” işbirliği! Lakin toplum henüz gerekli olgunlukta/kıvamda olmadığı için(!) yeniden MİLLİ CEPHE hükümetleri…

80 darbesi ve Özal’ın büyük –dört eğilimli- Anavatan restorasyonu; %10 barajıyla Sağ’ın derlenip toplanması…

SHP ve Kürt siyaseti (tehlikeli) tecrübesinden sonra yine bir deneme; (restorasyonların vazgeçilmez unsuru Milli Görüş) Erbakan ve liberal T. Çiller’li DYP’nin Susurluk dosyasını devlete zarar gelmesin diye(!) örtbas eden ve fakat 28 Şubat’ın altında kalan koalisyonu…

28 Şubat; camide durduğu gibi durmayan dindarlığın yarattığı panik ve sağa bir ince ayar daha!

Evet! Pehlivan tefrikası gibi olduğunun farkındayım ama bu süreçleri dikkate almazsak günü anlamamız mümkün değil maalesef.

AKP’nin bir devlet kurtarma projesi olarak, kullanışlı bir sağ yaratma, devlet ile toplumu, devletin hedefleri arkasında birleştirecek yeni/yine bir restorasyon çabası olarak yükselişi…

Daha dış dinamikleri mevzubahis etmememize rağmen bu haliyle bile yorucu bir hikaye…

Gelelim 2021 Türkiyesine..

 AKP’ye tevdi edilen restorasyon misyonu; sağ’ın doğası gereği ve mantıki sonucu olarak “kutsal devlet ve yarı kutsal liderinin yönetimi”ne dönüşmesi ile ve yerleşik Kemalist devlet’in hedeflerinin “biraz” dışına çıkmasıyla sonuçlandı!

Şimdi buna “AKP’nin Kemalizmi tasfiyesi” üzerinden itiraz geleceğini biliyorum!

 Lakin isimlere takılmayın! Kastettiğim kendine hangi ismi verdiğinden bağımsız olarak, Kemalizm dahil tüm sağın ortak bir devlet (sadece “Türk”lere ait olan) anlayışına sahip oldukları ve dünyaya, topluma, insana, emeğe bu çerçeveden baktıkları gerçeğidir.

AKP ile MHP’yi Kemalistlerle bir araya getiren bu devlet algısı; etnik kimlikler yerel diller ve dinleri yok sayma/etme hırsı, sınır ötesi operasyon şehveti, “etnisite mühendisliği” ve emek düşmanı siyasetlerin sürdürücüsü olmalarında açıkça görülür.

Bu devlet algısı, toplumu, yekpare, tornadan geçmiş itaatkâr kullar, devleti ayakta tutmaya yarayan, emeğine el konulacak kitleler, emperyal emellerinin peşinde sürükleyecekleri askerler olarak görür.

İster Kemalistler, ister kendine “sol” diyen ama aslında sadece “seküler bir devlet”i kastedenler ya da dindar AKP olsun, çizmeye çalıştığım devletçi-sağ anlayışı yeniden üreten yapılanmalardır.

Lafı uzattık, tamamlayalım; karşı karşıya olduğumuz yeni bir restorasyon sürecidir.

Şu anda yüce Türk devletinin başında olan iktidar saray iktidarıdır, dolayısıyla restorasyonun mimarı da budur.

Toplum nezdinde karşılığını yitiren tüm iktidar denemeleri gibi, kendini “devletin bekası”yla özdeşleştirmiş ve bu sayede ömrünü uzatmış olan Saray iktidarı, önümüzdeki süreçte yeni bir restorasyon hamlesiyle kendini ve temsil ettiği politik sağı geleceğe taşımaya hazırlanıyor.

Bunun ilk ayağı; Sedat Peker’in ifşaatıyla başlayan ve Saray’ın, bahçesini temizlemesine yardımcı olan, önümüzdeki günlerde muhtemelen kamuoyuna; “davaya ve kuruluş ilkelerine geri dönüş” mottosuyla, ve bir seçim hikayesi olarak sunulacak olan toparlanma hamlesi!

İkincisi, aslında kronolojik olarak daha önce başlamış olan; AKP liderliğindeki bütünlüğünü yitiren Sağ’ın yeni partilerle canlandırılması ve yeniden bir havuz içinde toplanması.

Ki bunun altında 2015 Kasım seçiminden beri hızlanan oy erimesi ve dahası AKP’den kopan oyların bir daha geri dönmemesi gerçeği yatıyor.

Bunun için Deva ve Gelecek Partileri, özellikle Kürt illerinde AKP’den duygusal olarak kopan Kürtlerin oylarının HDP’ye gitmesini engelleyecek ve yeniden “sağ havuza” taşıyacak “doğal ittifaklar” olarak görülüyor

Bunun AKP’nin başkanlığı kazanamadığı bir denklemde, parlamento içinde bir “sağ blok” kurmayı kolaylaştıracağı hesaplanıyor.

Yine ilişkili bir diğer hamle de daha önce bahsettiğimiz üzere sağ’ın tüm restorasyonlarının değişmez aktörü olan Milli Görüş’ün sürece dâhil edilme çabası.

Saadet Partisine rağmen sürdürülen bu çaba ile AKP’nin, Peker operasyonuyla temizlediği gayr-ı AKP unsurların yerine Milli Görüş kadrolarını yerleştirerek sağ seçmene “AKP’ye yeniden ihlaslı, namuslu dava adamlarının hâkim olduğu” hikayesi anlatılmak amaçlanıyor!

Bu planlamalar, tüm derinliği ve hinliğine rağmen basit bir “şey”i atlıyor!

Toplumun siyasetten daha hızlı değiştiği gerçeğini!

Kadın hareketinden, çevre platformlarına kadar geniş bir yelpazede kendini var eden, devasa bir toplumsal dinamik; ve merkezinde düştüğü yerden kalkmaya karar vermiş emek güçleri.

Üzerimize çöken bu karanlık puslu havada, emeğin tüm örgütsüzlüğüne rağmen, kendisini siyasetin her katmanında görünür kılması, tüm baskılara rağmen direnmesi, mücadelenin yeni yöntemlerini yaratarak çoğu zaman sendikaları dahi değişime zorlaması, bir toplumsal dinamik olarak toplumun en önünde ve toplumla birlikte kendi hikayesini yazacağının haberini veriyor.

Kadrican Mendi, İKEP Sakarya temsilcisi

Bu Yazıyı Paylaş:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir