Mülteciler Meselesinin Çözümü Nereden Geçiyor?

Anadolu topraklarında (buna Trakya’da yaşayanları da dahil etmelisiniz) yaşayanların kahir ekseriyeti göçmendir, eski tabirle mültecidir. Eski çağlardan beri bu topraklarda yerleşik olanların göç ettirilmesine de çok tanık olundu, yeni gelip yerleşenlere de. Yeni gelenler eski gelenleri kovdular, daha sonra gelenler onları kovdular, ama bazen de yan yana kardeş kardeş yıllarca yaşadılar birileri aralarına nifak tohumları ekinceye kadar. Bu arada kimileri daha rahat yaşayabilmek için din değiştirmek, kimileri mezhep değiştirmek, kimileri de milliyetlerini değiştirmek zorunda kaldılar. Bütün bu yeni kimliklerde zaman zaman yeni gelenler kraldan fazla kralcı oldular. Yani Türk’ten daha Türk, Kürt’ten daha Kürt, Müslümandan daha Müslüman oldular. Kimileri Türkiye nüfusunun yarısının Oğuz Türklerinin Kayı boyundan gelen Türklerin soyundan geldiklerine, kimileri de Seyit soyundan (Hz. Muhammed’in ailesinden) günümüze uzanan Arap ve Kürt kökenliler olduklarına inanırlar. Kimse Türklerden ve Araplardan önce bu Anadolu topraklarında sanki kimsenin yaşamış olduğuna inanmak istemez. İşte günümüz mültecilerine bakış da hep bu zaviyeden olur. Birincisi bu bakış açısını değiştirmek gerek ki Altındağ’da patlak veren bu “ırkçı” saldırılara dur denilebilsin. Yani saldırıları gerçekleştirenlere bu konuda dört koldan düzgün propaganda ve ajitasyon yapılabilmeli ve özellikle şu soru sorulmalıdır: “Neden Arapların ya da mültecilerin yoksullarına düşman oluyorsunuz da zenginlerine hiç ses çıkartmıyorsunuz?” “Ülkenize dolarlarıyla gelen Suudi’ler, Katarlılar, Arap Emirliklerinden Bedeviler ve hatta Suriye’den gelen zenginler sizin efendileriniz oluyor da yoksul Suriyeliler mi düşmanlarınız oluyor?”

“Günümüzde sadece bizim bölgemizde değil dünyanın dört bir yanında her yıl milyonlarca insan yurtlarından ve topraklarından bölgesel savaşlar, etnik, dinsel, mezhepsel kışkırtma ve çatışmalar, kıtlık, hastalık ve iklim değişiklikleri -ki geçmişte Türk boylarının Orta Asya’dan Anadolu’ya ve Batıya göç nedenleri esas olarak bu çölleşmeye dayandırılır- yüzünden göç ediyorlar. Bu geçmiş dönemlerden farklı bir durumdur ve müsebbibi doğrudan emperyalizmdir. Hindistan’ı parçalayan odur, Filistin’i parçalayan odur, Libya’yı parçalayan odur, Suriye’yi parçalamak isteyen odur, Afganistan’ı bu hale getiren odur, Afrika’nın neredeyse bütün ülkelerini bir birine kırdıran odur. Yani bizdeki dâhil dünyadaki bu muazzam göç sorununu yaratan emperyalizmin kendisi ve onunla bu konuda işbirliği yapan ve kendini “yerli ve milli” olarak adlandıran hükümetlerdir.”

Ama işin ikinci ve daha önemli yanı içinde bulunduğumuz kapitalizmin emperyalizm dönemiyle ilgili olanıdır. Evet, günümüzde sadece bizim bölgemizde değil dünyanın dört bir yanında her yıl milyonlarca insan yurtlarından ve topraklarından bölgesel savaşlar, etnik, dinsel, mezhepsel kışkırtma ve çatışmalar, kıtlık, hastalık ve iklim değişiklikleri -ki geçmişte Türk boylarının Orta Asya’dan Anadolu’ya ve Batıya göç nedenleri esas olarak bu çölleşmeye dayandırılır- yüzünden göç ediyorlar. Bu geçmiş dönemlerden farklı bir durumdur ve müsebbibi doğrudan emperyalizmdir. Hindistan’ı parçalayan odur, Filistin’i parçalayan odur, Libya’yı parçalayan odur, Suriye’yi parçalamak isteyen odur, Afganistan’ı bu hale getiren odur, Afrika’nın neredeyse bütün ülkelerini bir birine kırdıran odur. Yani bizdeki dâhil dünyadaki bu muazzam göç sorununu yaratan emperyalizmin kendisi ve onunla bu konuda işbirliği yapan ve kendini “yerli ve milli” olarak adlandıran hükümetlerdir.

Göç sorununun çözümü dünya ölçeğinde bir hadisedir ve bizim kendi bölgemizde yapmamız gereken işçi sınıfının birliğini esas alan propaganda faaliyetinin ötesi de bizzat emperyalist ülkelerde işçi sınıfının iktidara el koymasından geçer. Dünya çapında göç sorunu emperyalizmin kalbinde, yani canavarın kalbinde işçi sınıfının iktidara el koyup dünya ekonomisini eşitlikçi temellerde yeniden kurmasından geçer. O zaman dünyada ne ırkçılık kalır, ne sömürü kalır. Emperyalizmi yıkmak için dünya işçi sınıfının bir dünya işçi partisine ihtiyacı vardır. İşçinin Kendi Partisi kurulduğu günden bu yana böyle bir dünya Partisinin inşası için mücadele ediyor. Bütün işçi akımlarını içinde barındıracak bir büyük Dünya işçi Partisinin inşası için düzenlenen toplantılara katılıyor. Daha önce Hindistan’da Mumbai’de katıldık, bu yıl Paris’te katılacağız. Biz parti olarak ülkemizde ırkçılığa karşı her yoldan mücadele edeceğiz ama gerçek çözümün nereden geçtiğini bir an bile unutmadan.

Yaşadığımız topraklar üzerinde bulunan herkese yeter. Ama bir koşulla: zenginliklerin eşit ve adilce dağıtılıp paylaştırılması koşuluyla. Bunun için de iktidarın bir işçi/yoksul köylü hükümetinin eline geçip patronlardan alınması gerekiyor.

Bu Yazıyı Paylaş:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir