Geç kalmış emperyalizmin son neferi AKP / Afganistan’da Ne Oluyor?

Cemaleddin Afgani İstanbul’a ikinci gelişinde ajandasında Afganistan Müslümanlarını İngiliz emperyalizmine karşı ayaklandırma projesi vardı. Bunun olabilirliğini bir takım tezlerle anlatmaya çalıştı ancak zaten evhamlı olan Abdülhamid’in İngiltere’den duyduğu korku paranoya düzeyindeydi ve Afgani’nin İngilizler tarafından kendisini denemek için gönderildiğini düşündü!

Sonrasında Afgani’nin ülkeyi terk etmesi engellendi ve ölene dek İstanbul’da denetim altında yaşadı.

Afgani’nin projesinin o zaman itibar görmese de devletin kasasında muhafaza edildiği, sonradan İttihatçıların büyük İslam /Kafkas imparatorluğu hezeyanlarında ortaya çıktı.

İmparatorluk kompleksiyle büyümüş, askeri okullarda eğitim görmüş sıradan halk çocuklarının batılı güçlerin muhteşem askeri güçleri ve disiplinleri karşısında yaşadıkları aşağılık kompleksi, hem bu hissiyatı aşmak, hem de çökmekte olan imparatorluğu kurtarmak için geliştirdikleri bir “devlet bilinci”ne inkişaf etti!

Bu bir ”geç kalmış emperyalizm” ideolojisi idi!

Retorik anti-emperyalisti ancak amaç aslında kendilerine ait olan sömürge topraklarını başkalarına kaptırmama hırsından ibaretti!

Birinci Emperyal savaş, kendileri gibi “geç kalmış” olduğunu düşünen Alman emperyalizmiyle ortaklaşan İttihatçı kadroların bir İmparatorluk hamlesi başlatmalarına izin verdi.

Özellikle İslam vurgusu öne çıkarılarak, önce içerdeki Gayr-ı  Müslimlerin ortadan kaldırılması, ardından Kafkaslarda “Moskof zulmü altında inleyen “Türkler”in kurtarılması” ve beraberinde de “İngiliz Emperyalizmi”ne karşı İran ve Afganistan’da “ihtilaller çıkarılması” planlandı ve bu işler için “Teşkilatı Mahsusa*” oluşturuldu.

Emperyal savaş ittihatçıların bulunduğu kanadın yenilgisiyle sonuçlansa da ortada bir yerde yeni bir emperyal denge oluşturulmuştu.

II.

Türkiye açısından ortaya çıkan sonuç; Anadolu’nun kadim halkları olan gayr-ı Müslimlerin soykırıma tabi tutulması, gayr-ı Türk,  gayr-ı Sünni unsurların ise asimilasyon ve kitlesel katliamlarla “tedip/terbiye” edilmeleri idi!

Bu “gayr-ı milli ve feodal” yapıların yerine  sıfır kilometre “sınıfsız”, sorunsuz, Türk/Müslüman/Sünni/Kemalist  bir “ulus” inşa edildi!

Kendileri tarihin çöplüğüne gitseler de bu sonuç aslında İttihatçıların bir zaferiydi ve hem örgütsel hem ideolojik olarak ittihatçı olan Mustafa Kemal’in bunu bir örnek model olarak inşa etmesi ile hayata geçirilmiş oldu!

Kemalist cumhuriyetin Batı tarafından desteklenmesi ve bir model olarak bölge devletlerine dayatılması Ekim devrimi sonrasında ortaya çıkan S.S.C.B tehlikesine karşı bir güvenlik hattı inşası anlamına geliyordu ki ikinci emperyal savaş sonunda kurulan NATO bu süreci kalıcılaştırdı.

III.

AKP iktidarının ideolojik olarak “ittihatçı” olduğunu çeşitli vesilelerle anlatageldik.  ABD’nin son Afganistan hamlesinin de bu çerçevede değerlendirilebileceğini düşünüyoruz.

AKP’nin kuruluşunda ABD’nin desteklediği perspektif;  Avrupa Birliğinin liberal/demokratik/piyasacı değerleri üzerinden kendini “terbiye eden”  ve aslında bağımlı bir ekonomi,  denetim altında bir “Pazar” olarak küresel sisteme eklemlenmesi düşünülen bir Ortadoğu ve Türkiye’nin de burada bekçilik/abilik yapması idi.

AKP, işbirliği içinde olduğu “derin” kadrolarla  “Arap baharı” ile başlayan süreci, kendisine biçilen “abilik” rolünü biraz daha genişleterek “eve dönen baba”ya çevirmeye çalıştı.

Stratejik derinlik” olarak meşrulaştırılan “yumuşak güç” emperyalizmi, kifayetsiz ihtirasları sonucu kanlı bir işgal projesine dönüştü.

Suriye’de İŞİD kullanılarak yapılmaya çalışılan şey aslında süper güç olmanın şiarından olan “vekalet savaşı” unsurlarının bölgede Türkiye tarafından da kullanımından ibaretti!

Aslında AKP öncesi sağ iktidarlar da daha önce hem Afgan hem Çeçenistan hem de Bosna savaşında ABD/NATO ile koordinasyon içerisinde benzer hamleler yapmışlardı. AKP ve “yerli” müttefikleri “Afganiler, Çeçenler, doğu Türkistanlılar, Özbeklerden oluşan bazı paramiliter unsurlarla kurdukları ilişkileri, Suriye üzerinde geliştirdiler ve ittihatçı emperyal amaçları doğrultusunda kullandılar!

Suriye işgali projesinin başarısızlığı AKP’nin, kafalarında ihya ettikleri İttihatçı emperyal projeden vazgeçtikleri anlamına gelmiyor!

Libya’da, Kürt coğrafyasında, son zamanlarda Kıbrıs’ta, Azerbaycan’da ve en son Afganistan’da yapılan işler yukarıda zikrettiğimiz “geç kalmış ittihatçı emperyalizmi”nin dışavurumudur.

IV.

AKP ve destekçilerinin ortak paydaları, ideolojik olarak “ittihatçı” olmalarıdır ve önlerine koydukları harita da “mavi vatan,  yavru vatan, kardeş vatan” olarak imledikleri coğrafyanın en doğu’daki ucu bundan tam 100 yıl önce İtthatçı şef Cemal Paşa’nın işgal ile görevlendirildiği Afganistan’dır.

Devlet aklındaki sürekliliği izleyebilenler bu haddini bilmeyen cüretin kronolojisini de fark edeceklerdir.

Saray iktidarının Suriye işgali sırasında sınırlar içine sürüklenen milyonlarca Suriyeli üzerinden vermeye çalıştığı mesaj; bunun Türkiye açısından bir “iç mesele” haline dönüştüğü, dolayısıyla Suriye’ye müdahale etme hakları olduğunu gerekçelendirmek idi.

Aynı şekilde Azerbaycan’a Ermenistan tehdidi(!)  üzerinden kalıcı asker yerleştirilmesi ve son bir aydır ülkeye giren Afganlı mülteci akınının ardından, ABD ile koordineli şekilde, Türkiye’nin Afganistan’daki varlığının kalıcılaştırılması hamlesi, ABD çıkarları ile ortaklaştırılan “geç kalmış emperyal ihtirasların” projelendirilerek bölge halklarına empoze edilmesinden ibarettir.

ABD açık şekilde Türkiye’yi Rusya Çin sınırında, Azerbaycan-İran- Afganistan hattında bekçilik yapmaya teşvik ederken, Saray iktidarı ise buradan İttihatçı bir zafer çıkarmak gibi bir ham hayalin peşinde koşuyor.

Ne kendi ne de bölge halklarına söyleyecek bir sözü kalmamış Saray iktidarı, kendisine destek veren “devlet” aparatları ile birlikte ülkede faşist, ırkçı, emperyal bir kampanya havası estirme ve buradan 2023 seçimlerine bir sınır ötesi zafer hikayesiyle gitmeyi planlıyor!

Gözden kaçırdıkları ise “İtthatçı bir imparatorluk kurmak” gibi en ilkelinden bir faşist devlet projesine ikna edebilecekleri bir toplumun olmadığı gerçeği!

Bölge devletlerinin halklarına acı ve sömürüden başka bir şey veremediklerinin bu kadar net ortaya çıktığı bir vasatta, halkların kurtuluşunun emekçi sınıfların aşağıdan yukarı toplumsal iktidarlar inşa etmesinde olduğu bugün her zamankinden daha ikna edici olmuştur.

*Teşkilatı Mahsusa;  Biri resmi olarak dış operasyonlarda kullanılan diğeri gayr-ı resmi şekilde teşkilatlandırılmış ve Ermeni soykırımda kullanılan gayr-ı nizami harp unsurlarından oluşur! Sadece devlet görevlileri değil, din adamları, yerel eşraf, entelijansiya,  sermaye de bu habis yapılanmanın unsurlarındandır!

Kadrican Mendi

Bu Yazıyı Paylaş:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir