CUMHURBAŞKANI ADAYI, MİLLETVEKİLİ ADAYLARI TABANDAN GELSİN

Kristal-İş Eskişehir Şube Başkanı Erdal Akyazı: “Tabana destek veren bir işçi siyasetinin Türkiye’ de olduğuna inanmıyorum.”

Kristal-İş Eskişehir Şube Başkanı Erdal Akyazı ile güzel bir sohbet yaptık. Kendisiyle sendikası,  işçinin hak arama mücadelesi, bu yolda işçinin sevilen bir öncüsü olarak mütevaziliğini koruyup “Bana çaycı başkan derler” diyerek sendikasına verdiği emeği ve işçi siyasetinin nasıl olması gerekti üzerine konuştuk.

Tüm işçilere ve sendikalı dostlarımıza bu kavga dolu yaşamın umut vermesi dileğiyle söyleşimizi yayınlıyoruz.

İKEP: Kendinizi tanıtır mısınız?

Erdal Akyazı: Ben Erdal Akyazı. 1975 Trabzon Çarşıbaşı doğumluyum.  İlk ve ortaokulu Trabzon’da okudum. Liseyi meslek lisesinde okudum. Askerlikten sonra işçilik yaşantıma Kırklareli Cam’da eğitim işçisi olarak başladım. Eskişehir fabrikası kurulduktan sonra Eskişehir Şişe Cam fabrikasına gelerek işçilik yaşantıma başladım.

İKEP: Sendikal mücadeleye başlamanız nasıl oldu?

Erdal Akyazı: Aslında benim işçilik yaşantımın çoğu sendikal mücadeleyle geçti. Bu süreç nasıl oldu… Kırklareli Cam’da eğitim işçisiyken işveren bize vermiş olduğu sözleri tutmadı, orda bir komiteler  oluştu . Fabrikayı Eskişehir’de açacaktı. O komitenin içinde olduk. Kırklareli’de eğitim işçisiyken haklarımız verilmiyordu; biz de Eskişehir’deki inşaat halinde olan fabrikanın önüne otobüslerle eyleme geldik. Bir hafta burada eylem yaptık sonra bazı konularda anlaştık. Tekrar geri döndük. Aslında sendikal yaşantım orda başladı. Ben yoksa küçük bir ilçede yaşadım. Biraz da liderlik vasfımız vardı Sonra  Eskişehir’e geldik fabrika açıldı bu süreçte orda oluşan liderlikten sonra Eskişehir’de yine işci komitelerinin içersinde olduk. Bu komitenin içersinde sürekli işverenle (sendika yoktu o zaman) komiteler halinde görüşmeler yapıyorduk. Görüşmeler esnasında ön plana çıktık. Sonra Eskişehir’de  2000’de fabrika kapandı. Ücretsiz izine gönderildik O dönemde bir Kristal İş Çimse İş kavgası oldu; orda da liderlik yaptık. Sonra 2004 yılında tekrar sendikal mücadele oldu İşten atıldık. Uzun bir süre  Hem iş kovaladık hem de mücadeleye devam ettik . inşaatlarda çalıştık. Sonuçta evimizi de geçindirmek zorundayız. 4 yıl sonra Kristal İş sendikasının o süreçte oluşan merkez yönetimi Bilecik il temsilciliğine görevlendirdiler. Görevlendirme bir yıl sürdü. Sonra değişim oldu değişimle Bursa’ya şube görevlisi olarak gittim. Bursa şube yeni kurulmuş bir şubeydi burada arkadaşlara tecrübelerimizi aktardık, hem de görevimizi yaptık. Hani çaycı şube başkanı derler bana çaycılık da yaptım orda. Sonuçta bir emek verdim orda, onu da yok sayamayız. 2012 Eskişehir Paşabahçe örgütlenmesi tekrar oluştu sendika beni görevlendirdi tekrar ESKİŞEHİRE geldik. Burada tekrar sendikal örgütlenmenin içerisine girdik.  7 Ay sonra Eskişehir Paşabahçe’yi Kristal İş’e geçirdik. Sonra tekrar fabrikada işbaşı yaptım işyeri baş temsilcisi oldum. Sonra ilk seçimde şube başkanı, ikinci seçimde şube başkanı seçildim; bir ara dönemde sendikal mücadelede görevden alındık, tekrar arkadaşlar seçti şimdi üçüncü dönemdeyiz .Sendikal yaşandım bir kitap olur yani…

İKEP: Sizce cam işçilerinin hak mücadelesinde Kristal İş’in önemi nedir?

Erdal Akyazı:  Şimdi Kristal-İş’in geçmişi çok önemli; çok mücadeleci çok emeğe değer veren bir sendika. Aslında sadece cam değil, çimento toprak işçilerinin mücadelesinde Kristal-İş yön veren amiraldir. Çünkü bu işkolunda iki tane sendika var. Biz bu diğer sendikayı yaşadık 10 yıl önce 3.64 saat ücretiyle işten ayrıldık. On yıl sonra fabrikaya girdim fabrikanın ortalaması 5,30 Aynı sektör aynı baba aynı şirket aynı işyerleri aynı işi yapan cam üreten başka yerlerde 10 liraydı saat ücreti. Yani Kristal-İş sendikası Türkiye işçi sınıfı içerisinde de mücadeleci bir sendika. Cam sektöründe de cam işçisinde de ilerde ve mücadeleyi seven ve yön veren bir sendika.

İKEP: Bir dönem sendikanızın Genel Merkezi tarafından seçimlere müdahale edildi. Bu müdahale işçi sendikaları içersinde demokratik ve işçi tabanlı seçimin önemini kamuoyuna gösterdi. Bu dönemi bize özetler misiniz?

Erdal Akyazı: Aslında benim bulunduğum bütün seçimlere müdahale oldu. Birinci seçimde Genel Merkez şube yönetimimi  kendi yapmak istedi ben müsaade etmedim. İlk genel kuruldan beri genel merkezin seçimlere müdahale etmesi anlamında karşı karşıya geldik. İkinci şube seçimi yapıldığında Genel Merkez muhalefeti destekledi. Tekrar seçimi aldık. Üçüncüsünde çok farklı bir süreç yaşandı biz artık bu sendikada bir değişim olması gerektiğini sendikal yönetim tarzının artık Kristal-İş’in geçmiş gelenekleriyle uymadığını, işçiden uzaklaştığını ve artık değişim olması gerektiğini düşünerek yola çıktık. Biz tüzüğe göre yasaya göre seçimi genel merkez kurulundan bir yıl önce genel başkanlığa adaylığımı açıkladım. Ben genel başkanlığa adaylığımı açıklayınca bu süre zarfında genel merkez yönetim kurulu bölgede yönetimi görevden almaya kalktı. Kararlar alıyor seçimlerle ilgili seçimleri yapamazsınız tüzüğe aykırı hareket ediyorsunuz diye bizi görevden aldı. Siz tüzüğe göre hareket etmiyorsunuz diye. Biz de harekete geçtik. Ama en sonunda bizi görevden aldılar. Yedekleri atadılar. İşçi arkadaşlarımız sahip çıktı; genel merkez yöneticilerine seçilmişleri görevden alamazsınız diye baskı kurdular. Sonra biz bunu mahkemeye taşıdık mahkeme Genel Merkezin aldığı kararı haksız buldu. Yargıtay’dan da kazandık. Sonra tekrar bizi ikinci kez sosyal medyada yapmış olduğum yazılardan dolayı basın açıklamalarından dolayı bizi yine görevden alılar. Sonra genel kurula taşıdı. Genel kurulda ben ihraç edildim. İkinci günü ben aday oldum 38 delegemiz vardı 66 oy aldık. Bu sürecin sonunda beni şubeye sokmamaya kalktılar. İşçi arkadaşlarımız bize burada sahip çıktı. Tekrar seçime girdik genel merkezin desteklediği iki liste vardı bizim karşımızda.  Son gün açık açık desteklediği iki listeden daha fazla oy aldık.

Ben genel başkanlığa adaylığımı açıklayınca bu süre zarfında genel merkez yönetim kurulu bölgede yönetimi görevden almaya kalktı. Kararlar alıyor seçimlerle ilgili seçimleri yapamazsınız tüzüğe aykırı hareket ediyorsunuz diye bizi görevden aldı. Siz tüzüğe göre hareket etmiyorsunuz diye. Biz de harekete geçtik. Ama en sonunda bizi görevden aldılar. Yedekleri atadılar. İşçi arkadaşlarımız sahip çıktı; genel merkez yöneticilerine seçilmişleri görevden alamazsınız diye baskı kurdular.

İKEP: Yaşadığınız bu antidemokratik seçim müdahalesine karşı verdiğiniz mücadelede işçi sendikaları nasıl bir ders çıkarmalı?

Erdal Akyazı: Türkiye’deki bütün sendikalarda genel merkez merkezli bir sendikacılık var. Genel merkez ne derse o. Eğer merkezlere karşı durursan ya görevden alırlar ya da merkezler kendi güçleri ile beraber o şubeleri yok eder. Çünkü tüzüklerde merkezi tip tüzükler var sendikalarda. Konuyu mahkemeye taşıdığın zaman mahkemeler de sanki sendikanın patronları genel merkezlermiş gibi karar veriyor. Yani şubeleri daha ikinci planda tutuyorlar. Şimdi sen temsil ve demokratik haklarını korumak için sonuçta şubelerde seçilmiş bir demokratik yapıyı oluşturuyorsun. Ama genel merkezleri tüzükler güçlü gösterdikleri için sonuçta mahkemeler de genel merkezlerin almış olduğu kararları daha ön planda tutuyor. Burada şubeler şunu görmeli, eğer sendikalar mücadele ederse peşini bırakmazsa işçi sana sahip çıkıyor. Mücadele etmezsen doğal olarak işçi de geri çekiliyor. Ama ben şunu gördüm bu süre zarfında mücadele edersen hakkını ararsan iyi anlatırsan sahip çıkıldığını gördüm. Ve arkadaşlar da bu konuyla ilgili sahip çıktılar bize. Aynı ekip olarak bir buçuk yıl dışarıda kalmamıza rağmen tekrar seçim oldu ve merkezin baskılarına rağmen genel merkez ekibi ve genel başkan yönetim kuruluyla beraber üç gün salon toplantıları yaptı otellerde salon toplantıları yaptı ama arkadaşlarımız doğruyu gördü. Umarım arkadaşlarımıza mahcup olmayız.  

İKEP: Son üç dönemdir seçimlerde delege listesinin adı Gönül Birliği. Bu ismi siz mi verdiniz?

Erdal Akyazı: Evet, ben verdim.

İKEP: Neden Gönül Birliği?

Erdal Akyazı: Karşımızda bir güç birliği listesi çıkardılar. Bu güç birliği genel merkezden aldıkları güçle hareket eden bir birlik oluyordu. Biz de üyelerimizin gönüllerine girelim, Gönül Birliği olsun dedik. Yani biz bu işi gönülden yapıyoruz mantığıyla delege listesi oluşturalım dedik. Üç dönemdir bu isimle seçime çıkıyoruz zaten kendi ismimin çok ön plana çıkmasını istemiyorum. Bir delege listesinde ya da şubede ismimin öne çıkmasını istemiyorum çünkü ben bu işin ekiple olduğunu düşünüyorum; neden ekiple olduğunu düşünüyorum. Bir buçuk yıl dışarıda kalıyorsun arkadaşların içerde çalışıyor birlikte mücadele veriyor. Bunu ben aldım demek hoş bir yaklaşım değil. Herkesin burada benden çok emeği var.

İKEP:  Önümüzdeki seçimlerde Gönül Birliği listesi aday olacak mı?

Erdal  Akyazı: Tabi ama benim şöyle bir bakış açım var. Bir sendikada üç yıldan fazla görevde bulunulmasını doğru bulmuyorum. Ben kendi adıma bu kararımı içimde değerlendiriyorum ve kafamda da şekillendirdim yani arkadaşlar ne der, fabrika ne der ama ben genel başkanlığa seçimde başarılı olamazsak ben kendi adıma bu ilkeyi koymak istiyorum ve arkadaşlarıma yavaş yavaş bunu bırakmak istiyorum. Ben dördüncü dönemi düşünmüyorum çünkü bir ilke koymak lazım. Kendimiz eleştiriyoruz, sendika ağaları diyoruz, biz de aynısını yaparsak bizim onlardan ne farkımız kalır? Bizim bu kavgamız hep bir ilke olsun diye. Ben bunu kendi içimde bir noktaya getirdim. Bir de sendika içinde Genel Başkanlığı alıp sistemi değiştirmeyeceksek çok da anlamı yok. Ekonomik olarak sendikacılık yapmak istemiyorum.

Kristal-İş kültüründe söz ve karar tabanındır.

İKEP:  Sosyal medyadaki paylaşımlarınızda sık sık ‘’Kristal-İş kültüründen’’ bahsediyorsunuz. Nedir Kristal İş kültürü?

Erdal Akyazı: Kristal-İş kültüründe söz ve karar tabanındır. Tabanla iç içe olmak. Geçmişten beri cam işçilerinin bir kültürü var, dayatmacılığı sevmiyor. Dayatırsan kesinlikle o çuvalı deler. O çuval içinde durmaz kendini ortaya koyar. Son dönemde dayatmacı bir sendikal anlayış çoğaldı. Biz de bunun karşısında Kristal-İş kültürünü yaşatacağız diye bir sloganımız var. Bu kültür söz ve karar tabanındır kültürü ve çalışma arkadaşlarımızın ortak kararı ile yol alınması gerekiyor. İşte biz bu kültüre Kristal-İş kültürü diyoruz.

Özde bütün sendikaların taban ücretini belirleyen asgari ücret. Bütün sendikalar asgari ücrete verilen zam üzerinden taslak yapmaya başlıyor. Bunlara sendikalar duyarsız kaldığı için o dönemlerde sendikalar çıkıp bir iki kelime söylemediği için ülkede işçi sınıfı sendikalardan uzak duruyor.

İKEP: Cam çimento toprak kollarındaki işçilerin içinde de örgütlü olmayan işçiler var. Sendikal örgütlülüğü olmayan işçiler için Kristal-İş’in yaptığı çalışmalar nelerdir?

Erdal Akyazı: Şimdi biz şubeler olarak sadece bize gelen işçilerin üye taleplerini genel merkeze bildiririz, Genel Merkez bu konuyla ilgili yön verir ona göre hareket ederiz. Bu konuda şöyle bir şey var; sendika sadece camlarda örgütlü. Camların dışına çıkması gerekiyor. Çimento fabrikası, seramik fabrikası bunlarda da örgütlülük sağlanması gerekiyor. Sadece camlarda kalındığı için Türkiye genelinde sayımız da az.  Son dönemde biz Eskişehir şube olarak 100 kişilik bir işyerini sendikalaştırdık. Gebze’de Mersin İzocam işçileri katıldı, yani camın dışında yaklaşık sayısı 300 işçi katıldı. Aslında camda örgütsüz olan işyeri yok. Ya Kristal İş var, ya diğeri. Ben prensip olarak örgütlü olan bir iş yerine gidip orda örgütleme çalışması yapılmasına taraftar değilim. Çünkü işverenler bunu kötüye kullanıyor. Biz bunu yaşadık, 8 yıldır davalar sürüyor. Bu sürede işçi mağdur oluyor. Hangi iş kolunda olursa olsun bir iş kolunda örgütleme yapılıyorsa, oralara destek olmak lazım. Bir iş kolunda bir sendika varsa, sendikasız iş yerlerine gidip sendikalı yapmak lazım. Camda yüzde doksan sendikamız örgütlü, seramikte örgütlenmek lazım. Seramik yüzde yetmişi Kütahya’da sendikal örgütlenme yok. Oralara da eğilmeye başladık. Sendikal örgütlenmede hemen bir beklenti içine girmemek lazım. İşçi arkadaşlara yardımcı olmak, hizmet etmek, hukuki anlamda destek olmak lazım. Mesela ben sendikaların Türkiye’de yapması gereken illa üyesine hizmet değil, sendikaların avukatları örgütsüz iş yerlerinden atılan işçilerin haklarına da sahip çıkmalı ki işçi örgütsüzüz ama sendika bize sahip çıkıyor demeli. Biz sadece örgütlü olduğumuz iş yerlerine kafamızı gömdük, diğer Türkiye’deki işyerlerini yok saydık. Bu yok sayma zaten sendikaları bu hale getirdi. Şimdi mesela asgari ücret tespit komisyonu. Bence asgari ücret Türkiye’de en büyük toplu sözleşme. Bütün sendikalar asgari ücretin belirlenmesi döneminde sokağa çıkmalı. Çünkü asgari ücret bir kişinin değil ki, bir kişinin açlık sınırını belirliyor diyorlar ama sözde. Özde öyle değil ki… Özde bütün sendikaların taban ücretini belirleyen asgari ücret. Bütün sendikalar asgari ücrete verilen zam üzerinden taslak yapmaya başlıyor. Bunlara sendikalar duyarsız kaldığı için o dönemlerde sendikalar çıkıp bir iki kelime söylemediği için ülkede işçi sınıfı sendikalardan uzak duruyor. Bence sendikalar örgütlü olduğu yerde işçiyi zaten savunmak zorundalar. Zaten işçinin aidatlarıyla biz bu görevleri yapıyoruz bu koltuklara oturuyoruz bu arabalara biniyoruz . Diğer iş yerlerinde de örgütsüz olan işçilere sahip çıkılırsa örgütlülük oranı artacaktır.

İKEP: Türkiye’de siyasi çevreler ve partiler İşçi Siyaseti yapabiliyor mu?

Erdal  Akyazı: Türkiye’ de sağcısı solcusu fark etmiyor. Kim iktidara gelirse iktidara gelir gelmez patronlarının yanına geçiyor. Muhalefette kalan da işçinin yanında kalıyor. Niye? Orda potansiyel oy var. Yani o potansiyel oyu iktidarda olmayan işçiler üzerinden siyaset yapıyor, onlar üzerinden oy almaya çalışıyor. İktidara geldiği zaman da tamamen yer değiştiriyor. Ben yaşadıklarımı söylüyorum. 46 yaşındayım gördüklerim böyle. Hangi parti gelirse tamamen yönünü değiştiriyor. Şimdiki AKP gelirken garibin gurabanın yanında olacağız diye iktidara geldi gelinen noktayı görüyoruz. Geçmişte CHP uzun süredir iktidara gelmedi ama iktidarda oldukları zaman onlar da grevleri ertelediler bu ülkede. Bakıldığı zaman ben hep şöyle bir örnek veriyorum. Mecliste kaç tane milletvekili var, kaçı patron, kaçı işçi, kaçı köylü? İşçi yok… İşçi adına bir tane konfederasyon başkanı milletvekili… Zaten o miadını doldurmuş. Eğer milletvekili olacaksa işçiden olsun. Şöyle bir algı var Türkiye’de, biri pahalı bir arabaya binerse eğitimine bakmazlar, , nerden kazandığına bakmazlar bizi yönetir derler. Arabasının markasına bakarlar. Ama bir köylünün çocuğu okumuştur, en iyi yeri köylü okumuştur bilgilidir arabası markalı değil parası yoktur, şu Mehmet ağanın oğlan mı bizi yönetecek derler. Aslında köylü Mehmet Ağanın oğlan babası yoksulluk çekmiştir, en azından içinde yaşar yoksulun halinden anlar. Biz işçi sınıfı olarak kendimizden birini oralara getirmediğimiz sürece siyasi otoriterler iktidarlar gelecekler otoriter olacaklar. Sisteme ayak uyduracaklar. Çünkü sistemi besleyen patronlar. Patronlar da onları besledikleri için o oturdukları koltuklardan kalkmak istemeyecekler. Hep işçinin sırtına binecekler. O koltuklara işçiler geçerse o zaman işçilere hizmet verir. İşin özü bu.

Sendikalar işçilerin yoğun olduğu havzalardan işçi milletvekilleri ya da cumhurbaşkanı adayları çıkartmalı; sendikalar da onlara açıktan destek vermeli.

İKEP: Peki önümüzde Cumhurbaşkanlığı seçimi var. Gündemde kimler aday olacak soruları yoğun bir şekilde tartışılıyor. İşçi Cumhurbaşkanı adayı için ne dersiniz?

Erdal Akyazı: Ben kendi adıma desteklerim, çıkmasını da isterim. Aslında sendikalar da buna önayak olmalı. Sendikalar işçilerin yoğun olduğu havzalardan işçi milletvekilleri ya da cumhurbaşkanı adayları çıkartmalı; sendikalar da onlara açıktan destek vermeli. Sonuçta bu işin ekonomik ayağı var; işçi aday oldu medyaya nasıl tanıtacaklar, halka nasıl tanıtacaklar, sokakta nasıl tanınacaksın. Bunlar ekonomik sorunlar. Sendikaların bunları yapacak ekonomik kaynakları var, güçleri de var. İsteseler yaparlar. Ama onlar ne yapıyorlar, hemen gidiyorlar konfederasyon başkanı çıkarsa ona veya emekli bir sendikacı varsa ona destek oluyorlar. Bunlar zaten emekli olmuşlar. Tabandan gelsin adaylar.

İKEP: Son olarak işçi siyasetinden kendi alanınızın işçi öncüsü olarak ne bekliyorsunuz?

Erdal Akyazı: İşçi siyaseti işçiye söz veren, işçiyi yok saymayan, onla beraber iyi günde kötü günde beraber olan… Aslında tabana destek veren bir işçi siyasetinin Türkiye’ de olduğuna inanmıyorum. Yeni bir yapılanma ideolojik kavramları bir kenara bırakan, tamamen işçilerin çıkarları doğrultusunda hareket eden yeni yüzler. Olmaz mı? Olur. Ütopik mi? Bana göre değil. Çünkü önce kendin inanman lazım önce kendin olacak, kazanacağız demen lazım. Sen eğer umutsuzluğa kapılırsan yanındakileri de çekemezsin. Evet, bu olabilir. Bununla ilgili çok mücadele etmek lazım. Bunun oluşması için sistemle de mücadele etmek lazım. Bir partinin kurulması için bir sürü şartlar oluşması lazım.  Aslında ülkenin her yerinde işçi var. En kolay örgütlenecek en kolay siyaset yapılacak kesim. Bu olur mu? Olmaz demiyorum mücadele etmek lazım.  

Bu Yazıyı Paylaş:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir