Gündemdeki Seçenek: “Birleşik, Demokratik, Çoğulcu Emek Siyaseti”

Zeki Kılıçaslan

İşçinin Kendi Partisi, G. Başkan Danışmanı

Daha önce bu siyasal dönemde işçi/emek/-sosyalist temelli siyasi hareketler için bir fırsat alanının açıldığını ve bütün emek güçlerinin “Birleşik Demokratik Çoğulcu Emek Siyaseti” temelinde birlik oluşturup seçimlerde HDP ile ittifak kurabileceğini belirtmiştik. Zaten İşçinin Kendi Partisi’nin (İKEP) varlık nedeninin sınıf zemininde birleşik bir emek siyaseti arayışı olduğu da bilinmektedir.


S. Demirtaş Diken gazetesinde yayınlanan ve geniş yankı bulan yazısında şöyle söylüyor.  “Parti, hareket, kişi ayırımı yapmaksızın tüm sol ve sosyalist güçler, bir konferansta bir araya gelerek hem seçime kadar nasıl ortak bir mücadele yürüteceklerini hem seçimlerde nasıl ortak bir tutum alabileceklerini tartışabilir. Sol ve sosyalist güçler, hem seçimlerin ardından demokrasinin inşasında nasıl roller alabileceklerini ve hem de emek mücadelesini yeni dönemde nasıl başat hale  getirebileceklerini tartışıp netleştirmek ve emekçilerin huzuruna ortak bir tutum belgesi, bir yol haritasıyla çıkmayı başarmak zorundadır.”

S. Demirtaş’ın bütün sosyalist güçleri bir konferansa ve birliğe çağıran ve emek siyasetinin seçim sonrası süreçte devrede olması gerektiğini vurgulayan görüşleri toplumsal muhalefet çevrelerinde yeni bir süreci başlatacak gibi görünmektedir.

S. Demirtaş’ın çağrısını Duvar gazetesinde değerlendiren Evrensel Gazetesi yazarı Yusuf Karataş “Bu önerinin muhatapları belirsiz değildir; HDP, EMEP, TKP, TİP, Sol Parti ve diğer sol-sosyalist güçler halk güçlerinin devrimci-demokratik seçeneğini yaratmak için bu çağrıyı yanıtsız bırakmamalıdır” demektedir. Evrensel gazetesinde yazan K. Tekin Sürek de bu çağrının olumlu yönüne vurgu yapıp bu yolla %15’e varan oy alınabileceğini ve bu bloğun siyasal olarak çok önemli bir güç olacağını belirtmektedir.

HDP ile ittifaka ilkesel olarak karşı olmayan sosyalist partilerin bu yönde bir arayışa girip girmeyecekleri şimdilik belli değil. Eğer yönelim bu yönde olursa nasıl bir araya gelineceği sorusu da ortada duruyor. Bir “işçi/emek çatı partisi” oluşturup bu birlikle mi HDP ile ittifaka girilecek yoksa seçime katılma hakkı olan partiler örneğin HDP+TİP+EMEP+…   şeklinde bir seçim ittifak mı oluşturacaklar? Öte yandan bir sorun alanı da yeni seçim yasasında ittifak içi partilere de bir seçim barajının konulup konulmayacağıdır. Baraj konulması durumunda barajın kaç olacağı önemli, fakat bu durumda yukarıda belirtilen seçim stratejilerinin zora gireceği ve özellikle ikinci yaklaşımın bir alternatif olmaktan çıkacağı kesindir.

Ama tartışılması ve aşılması gereken asıl sorun bir seçim ittifakı arayışı olmaktan çok Türkiye siyasetinin köklü değişimlere doğru gittiği, seçime doğru “barışçı” bir süreç yanında kaotik gelişmeler ve çatışmalı süreçlerin de yaşanma olasılığı olduğu bir dönemde sınıf hareketinin güçlü bir seçenek olarak kendini ortaya koyup koyamayacağı sorunudur.

Türkiye’de bugün işçi/emek/sosyalizm kavramları etrafında örgütlenmiş siyasal yapılar çok parçalı, kitle bağları çok zayıf durumda ve genelde seçimlerde anlamlı bir taraf oluşturamamaktadır. Daha da ötesi sosyal demokrat talepler etrafında şekillenmiş bir emek siyaseti dahi mevcut değildir. Öte yandan bu süregiden bunalım döneminde kapitalist sömürü düzenine karşı ortaya atılan her emekçi talebi devrimci bir nitelik kazanıp düzenle kafadan çatışma zemini yaratıyor. Bu nedenle sermaye siyasetlerinin tümünden bağımsız, kapitalist sömürü düzenine karşı mücadele zemini esas alan, en azından kitlelere sesini duyurabilecek ve yurt sathında faaliyet gösterebilecek bir güce sahip bir emek siyaseti sadece acil ihtiyaçlarımıza deva olmayacak bunun yanında güçlü bir devrimci potansiyel de taşıyabilecektir.  

Çok uzun bir süredir muhafazakâr/milliyetçi bir iktidar altında yaşayan ve iflas eden bu iktidardan giderek uzaklaşan, ama kimlik temelli siyasallaşma gerçeği ile geleneksel olarak sosyalist siyasetlere yakın da olmayan tüm işçi ve emekçiler için en azından dikkate alabilecekleri, oyları ile destekleyebilecekleri, gerçekçi ve güçlü bir siyasal seçenek oluşturmak esas yönelim olmak durumundadır.  Bu yolla kitlesel emeğin siyasal hareketi ile Kürt özgürlük siyaseti arasında yeni ve daha doğru olan bir ilişki kurulmuş olacak, emekçi kitlelerin çok önemli bir kesiminde var olan siyasal psikolojik engellerin aşılması kolaylaşabilecek ve toplumsal muhalefetin ülke çapında yaygınlık ve etkinliğinin artmasının önü daha da açılacaktır.

Fakat tarihsel gerçekler de ortada. Bu kadar farklılaşmış ve bölünmüş sosyalist siyasal yapı ve eğilimlerin “tek bir ideolojik hat” etrafında hemen birleşmeleri mümkün olmadığı gibi zaten bir sınıf/kitle siyasal hareketi için istenen bir şey de olmasa gerek! Zaten sorunun var olan siyasal grupların bir çeşit birliğine indirgenmesi de başlı başına bir yanlış olacaktır.

Dolayısıyla hemen başlanabilecek ve bu seçimlerde de kendine ifade edebilecek seçenek, çoğulcu bir “işçi/emek çatı partisinde” emeğin siyasal güçleriniolabildiği kadar birleştirmek ve bu yönelime en geniş emek güçlerinin aktif katılımını sağlayacak bir arayışa girmek olacaktır. Genel olarak söylenirse, burada hedef HDP’de “radikal demokrasi” merkezli sağlanmış olan birlik modelinin sınıf/emek merkezli olarak hayata geçirilmesi olmalıdır. Dolayısıyla felsefi ve ideolojik olarak kendini nasıl tanımlarsa tanımlasın, emek ve özgürlüğü esas alan tüm kesimlerin politik birliği esas yönelim olmak durumundadır.

Bu seçenek karşısında en fazla dile getirilen itiraz ÖDP deneyiminin başarısızlıkla sonlanması örneğini vererek çoğulcu siyasete kuşku ile bakan yaklaşımdır. Farklı tarihsel bir dönemde yaşadığımız gerçeğinden ayrı olarak bu itiraz konusunda söylenecek birçok şey var. Burada önerilen birlik modelinin birlik içindekilerin isterlersekendi siyasi partilerini sürdürebilecekleri bir çatı parti niteliğinde olması, bu birliğin ülkemizin en önemli problemi olan Kürt meselesinde eşitlik temelli bir barışçı çözüm ve ittifak yaklaşımını baştan ortaya koyması ve kendini net olarak sınıf/emek kitle siyaseti olarak tanımlaması ÖDP’den önde gelen farklılıkları olarak sayılabilir.

Bu açıdan bakıldığında S. Demirtaş’ın dile getirdiği, bazı sosyalist parti ve çevrelerin öteden beri savunduğu bu yaklaşımın sosyalist yapılar yanında, mevcut dağınıklık ortamında kendini siyasi olarak ifade etme olanağı bulamayan çok sayıdaki örgütsüz sosyalist ve işçi için de etrafında buluşabilecekleri bir zemin oluşturacağı açıktır. Bu yaklaşımın yeni bir heyecan uyandıracağı ve başta sendikalar olmak üzere birçok emek temelli yapının ilgisiz kalamayacağı bir siyasal seçenek oluşturacağı da ortadadır.

Bakalım bu tarihsel dönüm noktasında işçi/emek/sosyalist nitelikli siyaset güçleri durağan görünümdeki “statükolarını” olumlu yönde aşma olasılığını değerlendirebilecekler mi? 

Bu Yazıyı Paylaş:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir