24 Ekim İşçi Emekçi Mitingi ve Asgari Ücret Mücadelesi

Geçtiğimiz Pazar, İstanbul Kartal’da İşçi Emekçi Mitingi gerçekleştirildi.  Yağmurlu fırtınalı bir havaya denk geldiği halde iki bin kişinin coşkulu katılımı ile Kartal meydanı işçi sınıfı talepleri ile inletildi; kürsü tamamen mücadele sürdüren işçilere ayrılarak bir ilk gerçekleştirildi.

Bu mitingde birbirinden ayrı devam eden işçi mücadelelerini ve direnişlerini bir araya getirmek bizlere muazzam bir moral ve yüksek sesle “Biz milyonlarız” deme gücünü verdi.

Şimdi ise önümüzde milyonları ilgilendiren asgari ücret belirlenme sürecinde verilecek mücadeleyi yükseltme görevi var.

Zaten milyonlarca işçi asgari ücretle çalışıyor. Ancak asgari ücretin biraz üzerinde ücret alınan, sendikalı, toplu sözleşmeli işyerlerinde de ücretler asgari ücret üzerine konan farklarla belirleniyor. Bu yüzden asgari ücret tespit süreci işçi sınıfının sendikalarda örgütlü olan ve örgütsüz bütün kesimlerini ilgilendiren, onları bir araya getirmesi gereken bir mücadele süreci.

Asgari ücretin brütü net olarak mı ödensin?

Asgari ücrete ilişkin nasıl bir mücadele örülmesi gerektiğinden bahsetmeden önce ne talep edilmesi gerektiğinde bir netlik sağlamalıyız.

Yoksulluk sınırının 10 bin liranın, açlık sınırının 3 bin liranın üzerine çıktığı günümüzde aslında ne söylesek eksik, ne yapsak az, ya da geç olacaktır. Yapılması gereken insanca yaşayacak bir asgari ücreti kazanacak ve her yerde mutlaka uygulanmasını sağlayacak topyekün bir mücadele ve seferberliktir.

Peki asgari ücretle ilgili olarak öne sürülen brütü net ödensin talebi doğru bir talep midir?

Hayır değildir. Asgari ücretin brütü net ödensin demek, patronlar açısından işçi maliyetleri aynı kalsın ama asgari ücret yükselsin demektir.

Asgari ücrette ve düşük ücretlerde, brüt ücret ile net ücret arasındaki fark, esas olarak vergilerden ziyade emeklilik ve sağlık sigortaları ve işsizlik sigortası primlerinden kaynaklanmaktadır. İşçiye brüt ücret net olarak ödenirse kesintileri, yani bu sigorta primlerini kim ödeyecektir? Kimi yerde hazineden ödensin deniyor. Bu sadece patronlara muazzam bir teşvik anlamına gelir. Bu şekilde ifade edildiğinde gerçekçi ve uygulanabilir değildir ama daha önemlisi bir işçi sınıfı talebi olarak doğru da değildir.

Elbet, özellikle de kriz dönemlerinde bu sigorta kalemlerindeki işçi payları için teşvikler verilmesi savunulabilir, doğru da olabilir. Hele de işverenlere verilen her türlü teşvikler havalarda uçuşurken. Ancak asgari ücret için kurulan cümlenin toptan “brütü net ödensin” olması yanlıştır. Hedefe pandemi, kriz döneminde bile karlarına kar katmış olan patronları koymamakta, hatta bir nevi onları kollamaktadır.

Kurulacak esas cümle asgari ücret insanca yaşayacak seviyeye yükseltilsin, ülke çapında ve her ekonomik faaliyette uygulansın; uygulanması sıkı bir şekilde denetlensin olmak durumundadır.

Asgari ücret vergi dışı bırakılmalı; vergi dilimleri yükseltilmeli

Asgari ücrette brüt ile net ücret arasındaki farkın çok daha büyük oranda vergiden değil, sigorta primlerinden kaynaklandığını belirttim. Özellikle Asgari Geçim İndirimi (AGİ) düşülüyor sayıldığında asgari ücretlilerden, özellikle de evli ve çocuklu olanlardan alınan gelir vergisi görece düşük rakamlara inmektedir. Yine de küçük bir fark yaratacak olsa da asgari ücret ve tüm ücretlerin asgari ücret kadar kısmı vergi dışı bırakılmalıdır elbette. Ancak AGİ uygulaması da devam ettirilmelidir, aksi halde yapılacak bu düzenleme ufak bir fark bile yaratmaz, bir kandırmaca olur.

Peki genel olarak ücretler üzerindeki vergi yükü yüksek değildir diyebilir miyiz? Hayır, aksine yüksektir, yükselmiştir. Vergi dilimleri 20 yıldır enflasyonun o denli altında artırılmıştır ki, bugün bırakın daha iyi ücret alan çalışanları, asgari ücretliler bile senenin son aylarında ikinci vergi dilimine geçmektedir.

Daha yüksek ücretlerle çalışanlar ise artık neredeyse senenin ikinci-üçüncü-dördüncü ayından itibaren ikinci vergi dilimine hatta kimileri sene sonunda üçüncü vergi dilimine geçmekte ve çok yüksek gelir vergisi kesintisine tabi olmaktadır.

Aynı şey elbet küçük esnafın gelirleri için de söz konusudur. Vergi dilimlerinin bu şekilde yoksulluk sınırının içinde olanlar için bile ikinci gelir vergisi dilimine geçecek şekilde belirlenmesi, hele de şirketlere vergi affı, muafiyeti haberlerini her gün okurken, asla kabul edilemez. Kurbağayı yavaş yavaş sıcak suya alıştırırcasına ücretlerden alınan gelir vergisi gitgide artırılmıştır. Dolayısıyla vergi dilimleri radikal biçimde, en az iki katına yükseltilmelidir. Asgari ücrete ilişkin taleplerin yanında bu talep de yükseltilmelidir.

Asgari ücret mücadelesini hep beraber yükseltmeliyiz!

Bir parçası olmaktan gurur duyduğumuz 24 Ekim İşçi Emekçi Mitingi tüm katılımcılarında işçi mücadelelerini birleştirme çabası ve kararlılığını sürdürme heyecanını yarattı. Şimdi ise önümüzdeki bir görev daha da çoğalıp güçlenerek asgari ücretin yükseltilmesi için verilecek mücadeleyi de ortaklaştırmak olmalıdır. Sendikalı, örgütlü, örgütsüz, mavi-beyaz yaka tüm çalışanlar bu mücadeleye katılmalıdır.

Yukarıda belirttiğimiz gibi sendikalı işyerleri için de asgari ücret çok önemli bir çıpadır. Sözleşmeler bu ücretten farka göre belirlendiği gibi çoğu yerde asgari ücretin az üzerinde olabilmekte, sendikalı olmanın getirdiği tek avantaj fazla mesailerin görece doğru hesaplanıp ödeniyor olması ile sınırlı olabilmektedir. Bu durumda asgari ücret mücadelesini yükseltirken tüm işçi sendikalarını bu mücadelede eylemli olarak taraf olmaya davet etmeliyiz. Sadece masaya oturan Türk-İş değil, DİSK ve Hak-İş ve bağlı sendikaları da, tabanlarını da katarak ve mücadeleyi ortaklaştırarak sokaklara inmelidir… Artık bıçak kemiğe dayanmıştır.

Bizler İşçi Emekçi Mitingi ile yakaladığımız özgüveni hiç kaybetmeden bu konuda taleplerimizi ortaklaştırmalı, İstanbul’un ve Türkiye’nin tüm illerinin meydanlarında bu talepleri yükseltmeli ve güçlü bir sesle haykırmalıyız.

Sendikalı, sendikasız işçiler, mücadeleci sendikacılar, ancak fazla mesai ücretleri ile evini geçindirmeye çalışan, aşırı çalışmaktan bitkin emekçiler, işsizler ve tüm yoksullar bu mücadelenin taraftarı ve tarafıdır. Hep birlikte “Geçinemiyoruz” diye haykıran milyonları bu mücadeleye katmanın yeni ve yaratıcı yollarını bulmalıyız.

Pınar Erol

Bu Yazıyı Paylaş:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir