SOSYALİSTLERİN DİLİ VE İŞÇİ SINIFI

Pınar Erol

Sosyalistlerin kullandığı dilin işçi sınıfı ile ilişkisini 2021 yılı Türkiye koşullarında tartışmak istiyorum; o kadar fazla sorun var ki! Elbet doğru olanın tümünü bildiğim iddiasında değilim, olamam elbette ama sorun bu denli büyük ve yaygınsa birileri gördüğü bildiği kadarını anlatmalı. Bir yerlerden başlamalı.

Sosyalistlerin kullandığı dilin işçi sınıfı ile ilişkisini ilgisizlik, bilgisizlik, duyarsızlık, iticilik, buyurganlık yönlerinden eleştirebiliriz ve çokça eleştirmeliyiz.

Asgari ücret tartışmalarından örnekleyelim. Asgari ücretin yetersizliği, sefilliğinden daha fazla söz konusu edilen bu ücretin ortalama ücret, geçim ücreti haline gelmiş olması oldu/oluyor. Az bir kesim asgari ücret alıyor olsa, örneğin kimi Avrupa ülkelerinde olduğu gibi, bu kadar dert değil dedikleri anlaşılıyor. Yani sorun asgari ücretin seviyesinde değil yaygınlığında. Ya da tüm ücretlerin asgari ücrete yakınlaşmış olmasında.  

Peki asgari ücretin seviyesi ile genel ücret seviyelerinin düşmüş olması birbirinden ayrıştırılabilecek sorunlar değil mi? Bunu geçelim asgari ücretin olsun, genel ücretlerin olsun seviyesi konusunda nerede iktidara/hükümete, nerede patronlara çatacağını, nerede çuvaldızı kendine batırıp kendi sendikalarımıza örneğin ya da kendi mücadelemize çatacağını bilmeyen bir dil var.

Asgari ücretin altında da çalıştırılan, sigortasız, kayıtsız çalıştırılan, kayıtlı çalıştırılsa da ücretinin bir kısmı elden geri alınan yığınlar olduğu biliniyor. Ama bu konularda hükümetten hesap soran bir dil yok. Neden denetim yapmıyorsun, sen hükümet olarak ne işe yararsın diye hesap sorulmuyor.

İşçi sendikalarının neden görevlerini yerine getirmediği, ücret seviyelerini mücadele ederek bırakın yükseltmeyi, neden muhafaza bile edemediği bahis konusu edilmiyor. Sendika bürokratlarının kravatlı olanlarına her şeyi söylemek serbest ama kırmızı yelek giyenler eleştiriden muaf. Özel sektörün en büyük toplu pazarlığında taslaklar zaten kötüydü, şimdi bu enflasyon ve TL’nin muazzam değer kaybı ile müzakere edilmeden tümüyle geçersiz hale geldi. Buna karşın ve taslaklar aynı olmasına rağmen bir tarafa neden taslağı revize etmiyorsun denirken, diğer tarafa denilemiyor. Çünkü onlar bizden!

Zaten yöneticisi “solcu” olmayan işçi örgütü, işçi örgütünden sayılmıyor!

Patronlara zaten söz söylenemiyor. Bir konfederasyonumuz ötekinden fazla zam istiyor gibi görünüyor asgari ücret için, 5200 olsun diyor; ancak ücretler içerisinde sigorta primlerinin 700 küsür lirasını patronlar ödemesin, bunun yerine hazineden karşılansın talebi ile birlikte. Dolayısıyla hammadde, enerji, nakliye her türlü maliyetleri kat be kat artmış patronların işçilik maliyetlerinin artırılmaması hatta düşürülmesi için işçi sendikaları konfederasyonlarımızın ne yazık ki söz birliği içerisinde olduğunu tespit etmemiz ve bunu gereğince eleştirmemiz gerekiyor. Bu saçma sapan durumu değiştirmemiz gerekiyor. Patronlarla uyumlu sendikacılık masalına bir son vermemiz, sendikaları kuşatan bürokrasiyi sarsmamız gerekiyor. ‘İşverenlerin çalışma ofisi haline gelmiş’ sendikaları kuşatmamız gerekiyor.

Asgari ücrete ilişkin kullanılan söylemlere geri dönersek; tırnak içinde de olsa asgari ücret “niteliksiz” çalışanın ücreti olmalı, oysa genel-ortalama ücret haline geldi deniliyor. Bu şekilde en önemli vurgu işçi sınıfının eğitimli kesimi, vasıflı kesimi, okumuşları buna reva değil konusuna yapılıyor. Geri kalanı reva anlamı istense de, istenmese de çıkıyor.

Asgari ücrete veya genel olarak ücretlere ilişkin talepler detaylı olarak sosyalistler arasında tartışılamıyor bile. Örneğin bu enflasyon ortamında gerek asgari ücretin, gerek diğer ücretlerin aylık olarak belirlenmesi gerektiği, hiper enflasyon durumunda ise aynen akaryakıt fiyatlarında olduğu gibi günlük olarak, eşel mobil ile ayarlanması talebine burun kıvrılıyor. Enflasyon tespitinin TUİK sahtekarlığına devredilemeyeceği, bu konuda işçi sınıfının bağımsız olarak devreye girme hakkı olduğu tartışılamıyor. Zaman zaman dile getirilen asgari ücreti bölgesel olarak ya da işin ağırlığına göre belirleme yönlü tehditlere karşı hayır bu zaten en alt sınırdır, asgari ücret ülke çapında belirlenir diye çizgiler kalın çizilmiyor. Asgari ücretin 2000 TL üzerine çıksın talebinin yükseltildiği sene sözde bu talep karşılandı göstermek için başlatılan ve sonrasında sürdürülen AGİ dâhil açıklanması sahtekarlığı teşhir edilmiyor; doğrusu AGİ hariç açıklanmasıdır denilmiyor.

Zaten tüm bunlar kısmi talepler, önemsizler… Sosyalistlerin kimi kesimlerinin dilinde ücrete, iş güvencesine, sosyal ve özlük haklarına ilişkin her türlü “kısmi” mücadele açıkça böyle denilmediğinde bile önemsiz görülüyor. Sömürüyü sınırlandırma mücadelesine girişemeyen işçi sınıfı nasıl sömürüyü ortadan kaldıracak devrimi yapacak anlatılamıyor. Bugünün mücadeleleri ile, var olan mücadeleyle ilişki kurulmadan, yol gösterilmeden, sürekli “devrimden” bahsediliyor.

Ücret taleplerinden bahsederken “mesele sadece ücret meselesi değil” demek gereği hissedilerek meseleyi küçümseyen sol tutumlara neredeyse kendini haklı çıkarmaya çalışan bir dil kullanmak zorunda kalınıyor. Ve bu emekçilerin yıllardır çocuklarına meyve bile alamadıklarını, markete götürmekten korktuklarını anlattıkları, yıllardır geçinemiyoruz diye haykırdığımız, sefaletin kol gezdiği ülkemiz sol kültüründe yaşanıyor.

Kimi kez işçiler bir kazanım elde ettiğinde bu küçümseniyor. Örneğin kamu ve belediyelerdeki taşeron işçilerin buralardaki taşeron şirketleri kovup kadro almalarına “kademeli teslim alma programı” denebiliyor. Halen kadro alamamış belediye ve kamu taşeron işçilerinin mücadelesi zaten bahis konusu edilmiyor.

Siyasal çağrılarda bir kere bile “şimdiye kadar hangi partiye oy vermiş olursa olsun tüm işçiler emekçiler” diye bir sesleniş yapmayanlar, tercihen sürekli olarak bu uzatmalı iktidara “direnmiş kesimlere” sesleniyor.

Sosyalistlerin hatta işçi sınıfı diye söze başlayan sosyalistlerin kimi kesimleri işçi sınıfı adına, işçi sınıfı olarak, onun özlem ve istekleriyle konuşamıyor; onun koşullarına uygun izlenmesi gereken bir yol tarif edemiyor. Buyurgan, dışarıdan çağrı yapan, itici bir dil kullanıyor sıklıkla. Cevabı “Emredersiniz” diye verilebilecek sloganlar üretiyor, ifadeler kullanıyor.

Son olarak sosyalistler her zaman işçi sınıfına birlik olmasını salık veriyor. İşçi sınıfının gücünün birliğinden geldiğinin altını çiziyor.

Bugünlerde sosyalistler kendi birlikleri üzerine de çokça yazıp çiziyorlar- ki bu iyi bir şey.  Ancak bu birlik ödevlerinden biri olmadan diğerinin de olma şansı varmış gibi görünmüyor.

Sosyalistler kapitalizmi yıkacak olanın da sosyalizmi kuracak olanın da kendi şahsi iradeleri değil, işçi sınıfı olduğunu bilerek, mütevazi bir tavırla hareket etmeleri durumunda kendi birlik sorunları konusunda da daha fazla yol alacaklardır.

Karar alıp ‘şimdi sosyalizm zamanı’ demekle ya da ‘parti iktidara’ demekle bir şey olmadığını öğrenmiş olması gereken Türkiye sosyalistleri, öncelikle sömürülen, ezilen, horlananların gönlünde yer edinip güvenini kazanmak için çabalamalıdır; bu daha ilk adım olacaktır ama belki zaten atılması gereken en önemli adım da budur. Bana göre bizlere kötü alışkanlıklarımızı, kanıksanmış yanlışlarımızı terk ettirecek, birbirimize güvenmemizi, yoldaşlaşmamızı, birlik olmamızı sağlayacak olan ancak işçi sınıfının güvenini ve katılımını sağlayarak kuracağımız bir birliktir. Henüz vakit varken.

Bu Yazıyı Paylaş:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir