Piyasalaşan ve Yaşatmayan Eğitim Sistemi

Ayberk Karabayır **

Türkiye’de yaşayan gençlerin sorunlarına baktığımızda çok fazla konu ile karşılaşıyoruz. Bunları özetlediğimizde karşımıza çıkanlar: Gelecek kaygısı, kalitesiz eğitim ve maddi sıkıntılar.

Gelecek kaygısının yarattığı stres ve oluşturduğu yük gençler üzerinde büyük bir baskı yapıyor. Arkadaşlar arasında yaptığımız nerdeyse her konuşmanın içinde “Mezun olduktan sonra iş bulabilir miyiz?” sorusu öne çıkıyor. Aramızda yurtdışına kapağı atmak için hangi yolları deneyebiliriz konulu sohbetler çokça gerçekleşiyor. Ülkedeki işsizlik, çalışma hayatında karşılaştığımız torpil gibi nedenler bizleri umudumuzu kaybedip farklı ülkelere gitmeye itiyor. Gençlerin birçoğu Türkiye’deki eğitimlerini bırakıp, Avrupa’da garsonluk, kasiyerlik tarzı işler yapmaya razı duruma getirildi.

Ülkedeki eğitim sistemi içinse işlerin daha vahim bir durumda olduğunu söyleyebiliriz. İlkokuldan itibaren ezberi dayatan ve itaati ödüllendiren bir eğitim sistemine mahkûm ediliyoruz. Bu sistem, sorgulamayan, kendi başına düşünemeyen, karşı çıkmayı beceremeyen nesiller yaratmaktadır. Lise eğitiminde verilen eğitimin ne gelecek için ne de üniversite hazırlıkları için yeterli olmadığını görüyoruz. Öğrencilere verilen ders kitaplarının öğrencileri pek bir yere taşımaması, gençleri ek kaynak almaya zorluyor. Ek kaynaklar ise ortalama geliri olan bir aileyi zorlayacak fiyatlarda oluyor. Derslerde anlatılanların yetersizliği sonucu, gençler özel ders, dershane ve özel liselere yönelmek zorunda kalıyor. Sınava giriş ücretinin bile 230 TL olduğu bir ülkede, üniversiteye hazırlanmak ve girmek bir lükse dönüşüyor. Bu piyasalaşma maalesef düşük geliri ailelerin çocuklarını üniversiteden uzaklaştırıyor.

Üniversite eğitimine baktığımızda, ülkenin her yerine dağılmış vasıfsız üniversitelerle ve hükümet yanlısı kadrolara doldurulmuş vasıfsız bir akademik atmosfer ile karşılaşıyoruz. Hükumetten olmayan ve iktidarın fikirlerini beğenmediği hocaların üniversite kapısından alınmadığını, rektörlerin merkezi otorite tarafından atandığını, kaliteli eğitim veren ve geleneği güçlü okulların ise vasıfsızlaştırılmaya çalışıldığını görüyoruz.

Öğrencilere verilen kredi-burs aylık 850 TL iken, ders kitaplarının fiyatları 60 TL ile 100 TL arasında değişiyor. Ders kitabı olmayanların sınıfa alınmadığı bir sistem içerisinde, bu ekonomik koşullarda öğrencilerin 850 TL ile geçinmeleri bekleniyor. Bununla birlikte barınma üniversite eğitiminin en önemli meselesi olmuş durumda. Devlet yurtlarının ülkedeki üniversite öğrenci sayısına oranla yetersiz olması, özel yurtların ve ev kiralarının yüksek fiyatlı olması nedeni ile çoğu öğrenci barınamıyor. Barınamıyoruz Hareketi bu gibi haklı nedenlerle ortaya çıktı. Devlet yurduna kalabilenler ise kendilerine verilen bursun veya kredinin yarısını tekrar devlete vermek zorunda kalıyor. Yurtlarda kalabalık odalar, yenemeyecek durumda yemekler, online aldığımız dersleri izlemeyecek kadar kötü internet ve tarikatların yoğun propagandasıyla karşı karşıyayız.

Maddi açıdan baktığımızda; ortalama bir üniversite öğrencisinin aylık geliri, temel ihtiyaçlarını karşılamaya bile zor yeterken, günümüzde her öğrencin temel ihtiyacı olan bilgisayar ve akıllı telefon fiyatları uçuk düzeylere gelmiş durumda. Öğrencilerin karın tokluğuna yaşamasına yeten kredileri ise öğrencilerden faizi ile geri istenip evlere haciz kâğıtları yollamaya devam ediyorlar.

* İşçinin Kendi Partisi merkezi bülteni Paydos’un Mart 2022 tarihli 1. sayısında yayınlanmıştır.

** Öğrenci, Dumlupınar Üniversitesi

Bu Yazıyı Paylaş:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir