Depresyon Çağı Değil, Kapitalizm!

Zeynep Akılotu **

“Özgürce eyleyebildiğimizi –yani özgür olduğumuzu- bilmemizin tek yolu, kendimizi dışsal güdülerin kölesi olmaktan kurtarmamız gerektiğini söyleyen vicdanın sesidir.”  Hans Blumenberg

Hem hizmet verenler hem de hizmete ulaşanlar açısından sermayeleşmenin yansımaları her defasında yüzümüze vuruyor. Özellikle ruh sağlığı alanında tedavi olmak, kişinin sermayenin çizdiği mevcut düzene adaptasyonu ile sınırlandırılıyor. Tam burada Psikoloji bilimini ve psikolojik sağlığı politik bir perspektiften okumanın önemi artmaktadır.

Ruh sağlığı çalışanı olan kişiler hak savunuculuk rolünü üstlenerek sadece bir soruna müdahale etmekten fazlasını gözetmelidir. Terapi odasına getirilen sorunlar, politik bağlamdan azade unsurlar değildir. Kişisel olan politiktir.

Freud’a göre birey, toplumun kendisine dayattığı engellenme/yoksunluk miktarını tolere edemediği ölçüde nevrotik olmaktadır. Günümüzde yaygınlaşan hiper-endüstriyel kapitalizmin kısa vadecilik anlayışıyla, yaşam enerjisinin gitgide geri çekilişinin bir sonucu olarak, depresyon ve anksiyete başta olmak üzere ruhsal rahatsızlıklar yaygınlaşmaktadır. Eril tahakkümün çerçevesini çizdiği dünyada ekonomik kriz, işsizlik, seçeneksizlik, şiddet, ırkçılık, sağlamcılık, cinsiyetçilik, güvensizlik hissi insanları çaresizliğe sürüklemektedir. Bu bağlamda ruh sağlığı çalışanı, depresyonda sağaltım kadar, ötekinin gerçekliğini görerek depresyonun önlenebildiği, sermayenin çizdiği kaderin dışında bir toplum tasarımı için gereklilikleri de bilmelidir. Hatta bu bilgisini kullanabilmeyi otoritelerin dayattığı, halkın genel kabul gören yaşam anlayışına rağmen göze alabilmelidir. Aksi durumda psikoloji bilimi palyatif çözümlerin ötesine gidemeyecektir.

Psikolojik rahatsızlıklar yaşam koşulları, genetik faktörler ve stresle ilişkilidir. Genetik faktörler, yaşadığımız psikolojik problemleri belirlese de bu rahatsızlıklar toplumsal bağlam gözetilmeden anlamlandırılamaz. İntiharın ve kronik ümitsizliğin başlıca nedenlerinden sayılan depresyon, içinde bulunduğumuz kapitalist gerçeklikte bir neden değil, bir sonuçtur. Depresyon kimi zaman sesi çıkmayan “öteki”nin, topluma çığlığıdır. Bazen buradaki çığlık yanlış gidenin bireysellikte değil dışsal dinamiklerle ilgili olduğunun göstergesidir. Halkın semptomlarını tedavi etmeye çalışmadan önce sömürünün hâkim olduğu bir toplumda semptomların bize anlattığı mesajlara odaklanmak zorundayız.

Neoliberal düzen, anda kalma ve pozitif düşünmenin öneminin altını çizerek önlenebilir acıları, olumsuz duygu/düşünceleri kişinin kendi bireyselliğinde araması gerektiğini bir hakikat gibi sunuyor. Böylelikle yalıtılmış bir yalnızlıkla sorunu kendinde arayan insanlar, toplumun adaletsizliklerini yaşanması gereken bir gerçeklik gibi zihnine kodluyor. Sömürüyü meşrulaştıran dini yorumların teslimiyeti aşılayan kader anlayışı, modern toplumda yerini pozitif düşünme söylencesine bırakıyor.

Hemen her alanda olduğu gibi ruh sağlığı alanında da kulağımıza fısıldanan söylencelere ve olmazsa olmaz denilen düşüncelere mesafe alıp bütüne odaklanmalıyız. Şili’de bir duvar yazısında yazdığı gibi: DEPRESYON ÇAĞI DEĞİL, KAPİTALİZM!

* Bu yazı İKEP merkezi bülteni Paydos’un Nisan 2022 tarihli 2. sayısında yayınlanmıştır.

** İKEP Üyesi, İzmir

Bu Yazıyı Paylaş:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir