Bir Dönem Sonlanıyor, Ama Nasıl?

Ali Çubuk **

Türkiye’de iktisadi-siyasi kriz dönemleri askeri darbe veya muhtıralarla aşılma yoluna gidilmiş ancak ömürleri ortalama on yıl sürebilmiştir. 2001 krizinin aşılmasında ise öncekilerden farklı bir süreç yaşandı ve yaklaşık yirmi yıldan bu yana sürüyor. Bu dönemde belirleyici rol üstlenen AKP özellikle inanç aidiyeti üzerinde bağ kurarak  ‘’bizden biri’’ imajı ile sorunları çözebileceğine dair toplumda geniş bir destek buldu. Bu desteği cepte sayan AKP esasen arka planda içerideki büyük sermaye sınıfı ve liberal entelijansiya ile uzlaşma yoluna giderken dışarıda ABD, AB ve diğer uluslararası finans kuruluşlarıyla temasa geçip onların çıkarlarını en iyi şekilde koruyacağı yönünde güven veren adımlar atarak kendisini meşru bir siyasi seçenek mertebesine taşıdı.

Erdoğan liderliğinde yola çıkılan bu süreçte sermayeden yana politikalar AKP tarafından hızla uygulanırken, halka vaat edilen ve partiye de ismini veren  ‘’adalet ve kalkınma‘’ paradigması içi boş bir retoriğin aracı olarak kaldı. Ekonomiyi tam bir talan ve yağmanın alanı haline getirdi. Kapitalizme alternatif bir sosyo-iktisadi ideolojiye baştan beri sahip olmayan AKP hükümeti şimdilerde MHP’yi de yedekleyerek bolca din ve milliyetçilik üzerinde demagojik söylemlerle özellikle kendi tabanında gelen tepkileri yumuşatmaya çalışılıyor. Ancak gelinen noktada emekçiler açlık ve yoksullukla öyle bir yıpranıyorlar ki artık dini referanslarla yaşadıkları gerçekler arasında anlamlı bir ilişki kuramıyorlar. Bir defa daha işçi-emekçi sınıflar geçen yirmi yılın ardında yoksulluk ve yoksunluğun sahibi olarak varlar.

Bu gidişata en hızlı ve gerçekçi tepkiyi veren yine işçiler ve çalışan emekçi kesimler oldu.  Sendikal örgütlenmelerin engellendiği, var olan sendikaların çoğunluğunun yozlaştırıldığı bir dönemde işçiler büyük bir örgütsel dayanakları olmadan kendi direnişlerini ve grevlerini örgütleyerek zor ama meşru bir zeminde bazen uzun süren mücadeleler yürütüyorlar. Yer yer kendi sendikalarının engellemelerine rağmen eylemlerine inatla devam ederek kazanıyorlar. Açıkça söylemek gerekir ki; az sayıda sendikanın dışında büyük çoğunluk uzlaşmacı-sarı sendika haline gelmiş ve işçilerin güvenlerini kaybetmiştir. Artık adeta devletin ve işverenlerin aracı kurumları durumundadırlar.  Hem sendikaların hem de sınıf siyasetinin bağımsız örgütleri ancak işçilerin bizzat kendi dinamiğine dayanırsa meşru bir temsiliyete sahip olabilecektir.

Evet, AKP dönemi de hızla sona doğru yaklaşırken, işçilere, emekçilere  “sabredin sandık gelsin sizi kurtaracağız” diyen siyasi parti ve ittifakların hiç biri inandırıcı değildir. İŞÇİ SINIFININ KURTULUŞU ANCAK KENDİ ESERİ OLUR!

* Bu yazı İKEP merkezi bülteni Paydos’un Mayıs 2022 tarihli 3. sayısında yayınlanmıştır.

** İKEP Üyesi, Mersin

Bu Yazıyı Paylaş:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir