Vergi Sisteminde Sınıf Mücadelesi

Cem Somel

Servet-sermaye-makam sahibi egemen sınıfın emekçilerden refah çalmakta kullandığı araçlardan biri vergi politikasıdır. Bu yazının konusu bu egemen sınıfın vergi politikasıyla emekçilere nasıl haksızlık yaptığıdır.

Vergilerin bir kısmı gelirlerden alınır. Gelir vergisi kişilerin gelirlerine ve şirketlerin kârlarına salınır. Vergilerin bir kısmı servetten alınır. Servet vergileri motorlu taşıtlar vergisi, emlak vergisi, veraset vergisidir. Gelir ve servet vergilerine doğrudan (dolaysız) vergi denir. Mükellefler doğrudan vergiyi gelirleri oranında ve servetleri oranında öder.

Bir de devletin mal ve hizmet satışlarına ve bazı işlemlere saldığı vergiler vardır. Katma değer vergisi, gümrük vergisi, banka ve sigorta muameleleri vergisi, damga pulu vergisi gibi. Bunlara da dolaylı vergi denir. Mal-hizmet satın alan herkes, işlem yapan herkes, zengin olsun yoksul olsun vergiyi aynı miktarda öder. Dolaylı vergiler gelirle, servetle orantılı değildir. Ödeme gücü az olan da, çok olan da aynı miktarda öder.

Sosyal adalet açısından doğrudan vergiler adildir; dolaylı vergiler adaletsizdir. Onun için bir vergi sistemine baktığımızda, sistemin adil olup olmadığını vergi gelirinin çoğunun hangi tür vergilerden sağlandığı gösterir.

Eski zamanlarda vergi gelirlerinin çoğunu dolaylı vergiler teşkil ederdi. Sebebi eskiden devletin yurttaşların gelirlerini ve servetlerini saptaması, izlemesi pratikte zordu. Çünkü ekonomiler büyük ölçüde kayıtsız-belgesiz işlerdi. O şartlarda mal-hizmet satışlarından, gümrükten geçen mallardan vergi toplamak daha kolaydı.

Emekçilerin mücadelesiyle 20. yüzyılda maliye teşkilatlarının yüksek gelirleri ve servetleri kayıt altına alma çabaları sürdü. Günümüzde elektronik bilgi teknolojisi sayesinde devlet yurttaşların gelirlerini-servetlerini epey takip edebiliyor. Onun için vergi adaletini sağlamak artık teknik olanak meselesi değil, sınıflar arası güç dengesiyle ilgili. Bunu Türkiye’de vergi politikasının seyrinde görebiliriz.

Hazine ve Maliye Bakanlığı sitesinde 1924’ten 2019’a kadar Türkiye’de toplam vergi gelirleri içinde doğrudan vergilerin ve dolaylı vergilerin paylarını veriyor. Bu payların dönem dönem ortalamalarına bakalım.

1924-1949 CHP iktidarında doğrudan vergilerin vergi gelirinde ortalama payı yüzde 33, dolaylı vergilerin payı yüzde 67 oldu.  Emekçiler açısından çok adaletsiz bir dağılım. 1950-1959’da yani Menderes’in başbakan olduğu yıllarda doğrudan vergilerin vergi gelirleri içinde ortalama payı yüzde 32 oldu. Yani manzara değişmedi. 1960-1969 yıllarında küçük bir kıpırdanma var: Doğrudan vergilerin ortalama payı yüzde 35 oldu.

Geliyoruz 1970-1979 yıllarına. Bu dönem DİSK’in işçi sınıfının hak arama mücadelesine önderlik ettiği, birçok emekçi kesiminin mücadeleci mesleki örgütlerde örgütlendiği, TİP’in mücadelesi sonucu CHP’nin “ortanın solu” çizgisi benimsemeğe mecbur kaldığı yıllardı. 1970-1979’da doğrudan vergilerin payı her yıl devamlı arttı; o yıllarda doğrudan vergilerin ortalama payı yüzde 48 oldu. 1976-1981 yıllarında doğrudan vergilerin payına baktığımızda bunun yüzde 47, 53, 57, 58, 63, 64 seviyesine yükseldiğini görüyoruz. 1970-1979’da Türkiye’de vergi adaletinde gözle görülür, süratli bir ilerleme oldu. Vergilerin yükü dar gelirli emekçilerden yüksek gelirli servet ve sermaye sahiplerine aktarılıyordu.

1980 darbesi servet-sermaye-makam sahiplerinin emekçilere karşı saldırısını başlattı. Evren-Özal rejimi 1982’den itibaren vergi adaletini artıran politikalara son verdi. ANAP 1981’de yüzde 64’e ulaşmış olan doğrudan vergilerin payını 1982-1989’da ortalama yüzde 52’ye düşürdü. Artık vergilerin yükü yine emekçilere kayıyordu. 1990-1999’da doğrudan vergilerin payını ANAP’lı, DP’li, Refah’lı, SODEP’li, MHP’li, DSP’li, CHP’li hükümetler düşüre düşüre o dönemde ortalamayı yüzde 47’ye indirdi. AKP hükümetleri de sınıfın siyasetini devam ettirdi; 2000-2010’da doğrudan vergilerin ortalama payını yüzde 34’e, 2012-2019’da yüzde 33’e düşürdü. Sonunda doğrudan-dolaylı vergi payları 1924-1929’daki adaletsiz yapısına döndü.

Hükümet doğrudan ve dolaylı vergi paylarını nasıl ayarlar? Vergilerin yükünü artırıp azaltmak için elinde birtakım aletler vardır. Aletlerden biri vergi oranlarıdır. Örneğin gelir vergilerinde, değişik gelir dilimlerinde mükelleflerin ödeyeceği vergi oranlarını artırıp azaltabilir. Hükümet servet vergilerinde de yani otomobilden, emlaktan, verasetten aldığı vergilerde de oranları artırabilir veya azaltabilir. Dolaylı vergilerde de katma değer vergi oranlarını, banka işlem harçları, katkı paylarını vs. istediği gibi değiştirebilir.

İkinci alet, vergilerin kapsamıdır. Hükümet hangi tür gelirleri vergilendireceğini, hangi gelirleri muaf tutacağını belirlemiştir; isterse değiştirir. Yine hangi servet unsurlarını vergilendirip hangilerini muaf tutacağını belirler; duruma göre bu vergilerin de kapsamını değiştirir.

Doğrudan ve dolaylı vergi paylarını etkileyen üçüncü araç vergi denetimidir. Vergi denetimi yapan memur sayısı az ise, örneğin her yıl beyana tabi gelir mükelleflerinin ancak yüzde biri denetlenebiliyorsa, geliri düşük beyan ederek vergi kaçırmak kolay olur. Kaçıran çok olur. Bu da gelir vergi hasılatını azaltır. Vergi denetimi yapan memur sayısı çok ise, ve görevlerini bihakkın yapar iseler vergi kaçıran az olur. Vergi denetimini de hükümet sıkıp gevşetebilir.

Türkiye’de egemen sınıf hükümetlerinin kırk yıldır vergi mevzuatını değiştire değiştire vergilerin yükünü emekçilerin omuzlarına yüklediği ortadadır. Şimdi “Millet İttifakı” liderleri meydanlarda dolaşıyor. Vergi reformundan bahsediyorlar mı? Gündeme getiriyorlar mı?

Kanımca emekçi halkın dikkatini bu meseleye çekmek sosyal adalet isteyen herkesin görevidir. Emekçilerin mesleki ve siyasi örgütleri vergi mevzuatında adaletsiz-anlamsız oranları ve muafiyetleri ortaya dökebilir. Doğrudan vergilerin toplamda payının en az yüzde 50’ye çıkarılmasını halkın siyasi talebi olarak gündeme getirebilirler. 1982’de bu oran yüzde 64 olduysa, günümüzde bunu yüzde 70-80’e çıkarmaya teknik-pratik engel yoktur.

2023 seçim kampanyasında mitinglerde halk egemen sınıf siyasetçilerinin yüzüne “Vergide adalet istiyoruz!” diye haykırmalıdır. Vergi sistemi düzeltilmezse zengini daha zengin, fakiri daha fakir eden yapısıyla sürüp gider.

Bu Yazıyı Paylaş:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir