İstanbul Sözleşmesi’nin Fesih Kararı İşçi ve Emekçilere de Bir Mesajdır

Ayşegül Yüksel

İstanbul Sözleşmesi, Cumhurbaşkanın bir gece yarısı kararıyla iptal edilmiş, kararın 20 Mart 2021’de resmî gazetede yayınlanmasıyla Türkiye resmi olarak sözleşmeden çekilmişti. Kadınlar o günden beri sözleşmenin geri çekilmesine karşı sokakta ve adliye koridorlarında mücadele ettiler. Danıştay’a yürütmenin durdurulması için birçok ilin barolarından kadın hakları komisyonları ve kadın örgütleri dava açmış, günler süren bu davalara yüzlerce kadın katılmış ve davalar avukatlar tarafından takip edilmişti. Danıştayın mahkeme salonunda erkek cinayetlerinde öldürülen kadınların davalarından bahsedildi. Katillerin aldığı ödül gibi cezalar mahkeme heyetine sunuldu. Avukatların yaptığı her sunumda İstanbul Sözleşmesi’nden geri çekilmenin, kadınların, çocukların ve LGBT+ bireylerin bu topraklarda güven içinde yaşamalarına engel olacağı ısrarla vurgulandı.

Kadınlar çocuklarıyla birlikte öldürülüyor

Cumhurbaşkanlığı, sözleşmeden çekilmeye gerekçe olarak, sözleşmenin “Türkiye’nin toplumsal ve ailevi değerleriyle bağdaşmadığını, eşcinselliği normalleştirmeye çalıştığını” öne sürdü. Bu gerekçeyle sözleşmeden çekilen erkek iktidar, sözleşmeden çekildikten sonra aile değerlerinin hangi yönde korunduğuna dönüp bakmadı. Koruduklarını iddia ettikleri “aile değerleri” yüzünden sadece Haziran ayında 5 kadın çocuklarıyla birlikte öldürüldü. İktidar kadın ve çocukları koruyamadı. Ülkesinde her bir yurttaşın can güvenliğinden sorumlu olan iktidar, kadınların, çocukların, LGBT+ bireylerin yaşam haklarını koruyamıyorsa asıl o zaman bu toplumun barış içinde yaşaması ve insani değerleri bozulur. Bu yüzden İstanbul Sözleşmesi toplumsal barışın da bir garantisidir. Sözleşmenin feshi eğer Pınar Gültekin’in katili Cemal Avcı’ya “çok iyi oldu” dedirttiriyorsa, kadınların bu iptale karşı verdiği mücadelede fazlasıyla haklı oldukları bir kez daha kanıtlanmış demektir. 

Danıştay’a açılan sözleşmenin feshinin iptali davası toplumsal barış açısından çok önemli bir meşruiyet taşımaktadır. İptal davasında avukatlar ve kadınlar binlerce kez feshin hukuksuz olduğunu dile getirdiler. Meclis kararı ile imzalanan uluslararası bir sözleşmenin tek bir adamın kararı ile feshedilmesinin anayasaya aykırılığı sayfa sayfa savunmalarda belirtilmesine rağmen yargı bir kez daha siyasal iktidar karşısında düğmelerini ilikledi. Verilen bu kararla “biz hukuku değil siyasal iktidarı dikkate alırız” demiş oldular.

Birleşerek örgütlülüğü büyütmek elzemdir 

Türkiye’de anayasal hukukun güvencesinde olan tüm haklar tek bir adamın dilinin ucunda. Bugün kadınları, çocukları, LGBT+ bireyleri koruyan İstanbul Sözleşmesini feshedenlerin ve bunu onaylayan yargının, yarın işçi ve emekçilerin toplu sözleşme, grev ve diğer özlük haklarını bir gece yarısı ortadan kaldırmayacağının bir garantisi yoktur. İktidar ve yargı İstanbul Sözleşmesi için aldığı kararla kadınlara, işçi ve emekçilere bu güvencesizliği göstermiştir. Bu yüzdendir ki İstanbul Sözleşmesi’nin feshine karşı verilen mücadele, işçi ve emekçilerin hakları için verilen mücadeleden bağımsız değildir. Her geçen gün ezilenlerin haklarını, hukuki bir dayanağı olmadan elinden alan iktidara karşı tüm mücadele alanlarında birleşerek, örgütlülüğü büyütmek elzemdir.

* Bu yazı İKEP merkezi bülteni Paydos’un Ağustos 2022 tarihli 6. sayısında yayınlanmıştır.

Bu Yazıyı Paylaş:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir