Dünya İşçi Sınıfı Birleşmeden, Savaşlar ve Sömürü Düzeni Bitmez!

Cemal Bilgin

İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Çapa Hastanesi’nde taşeron işçi olarak çalışmaya başladığımdan beri arkadaşlarımla birlikte yaşadığımız haksızlıklara ve hukuksuzluklara karşı mücadele veriyoruz. En başından beri verdiğimiz mücadelenin, sadece kendimizi ilgilendirmediğinin ve Türkiye’de yaşayan taşeron ve güvencesiz çalışan bütün işçileri ilgilendirdiğinin farkındaydık. Mücadele sırasında karşılaştığımız baskılar, yıldırmalar, mobbingler, tacizler, hak mücadeleleri, kazanımlar farklı sektörlerde ve şehirlerde yaşayan bizim gibi bütün işçiler için çok benzerdi. Bunun böyle olduğunu mücadele için yoldaş olduğumuz insanlarla birlikte görme ve anlama şansımız oldu. Türkiye için yaşadıklarımızın sadece bize mahsus olmadığına ve içinde yaşadığımız koşullardan daha beterinin de yaşandığına, IWC’nin (International Workers Committee) 2016’da Hindistan’da yaptığı konferansta bizzat şahit oldum. 2016’da katıldığım bu toplantıda yayınlanan, 28 ülkeden 350 delegenin imzaladığı Mumbai Manifestosu ile birlikte IWC çağrısını dünyaya duyurmuştu.

Güvencesizlik, taşeron işçilik, kölelik

19 yaşındayken, Hollanda’da bir süre kaçak ve güvencesiz bir göçmen işçi olarak çalışmak zorunda kalmıştım. Güvencesiz çalışmanın nasıl bir şey olduğunu ilk o zaman tecrübe ettim. Türkiye’ye döndüğümde ise taşeron işçi olarak hastabakıcılık yapmaya başladım. Güvencesiz koşullarda çalıştığımdan, görevimi yaptığım için işimden kolayca atılabildim. Ancak Hindistan’daki çalışma ve yaşama koşullarından daha beterine hiç şahit olmadım.

Hindistan’da işçi sınıfı güvencesizliğinin bütün hallerini yaşıyor. Barınma, beslenme, sigorta, gibi hakların bile lüks görüldüğü bir çalışma hayatından bahsediyoruz. İşçiler çoğu kere borçlu bir hayatın pençesinde debeleniyor. İşçiler olarak sorunlarımız dünyanın her yerinde aynı kategoride ancak Hindistan’daki çalışma koşulları için kitaplarda anlatılanlar yetersiz kalıyor.

Çalışanlar için sigortanın neredeyse hiç olmaması nedeniyle sağlık sisteminde işçilerin güvenceleri çok az. Haliyle iş kazalarının ve cinayetlerinin normal karşılandığı, işçi sağlığı ve güvenliği gibi uygulamaların adının dahi geçmediği bir ülkeden bahsediyoruz. İnsani yaşamaya hiç elverişli olmayan barınaklarda yaşayan milyonlarca işçi ve emekçi var. Maalesef ülkede yaygın bir eğitim sistemi de yok. Ve bu koşullar kölelik koşullarını kırmayı iyiden iyiye zorlaştırıyor.

Kurtuluş, enternasyonal mücadelede!

Milyonlarca insanın çalışmak ve yaşamak zorunda kaldığı bu koşullar dünya işçi sınıfının tamamını ilgilendiriyor. Dünyanın herhangi bir yerinde yaşanan bir sömürünün etkilerini, artan göç hareketlilikleri nedeniyle Türkiye’deki işçiler de Avrupa’daki işçiler de mutlaka görmek ve anlamak zorunda kalıyor. Göçlerin en büyük nedenleri, küresel patronların halkları ve doğayı sömürmesi ve savaş çıkararak emperyalist müdahalelerde bulunmasıdır. Hindistan’da sömürülen halklar bu sistemli saldırıdan fazlasıyla etkileniyor.

Bu konuda almamız gereken tutum gayet açıktır: Savaşa, sömürüye ve taşeron sistemine karşı, dünyanın bütün işçileri olarak beraberce hak mücadelesi vermemiz gerekiyor. İşçi sınıfı, dünyanın her yerinde sendikalarda ne kadar güçlü olursa ve siyasette ne kadar çok temsil edilirse, savaşlar ve emek sömürüsü de o kadar az olur. Türkiye’deki, Hindistan’daki, İran’daki, Fransa’daki ve bütün dünyadaki işçi sınıfı, yan yana gelmeli ve birbirinden haberdar olmalıdır. Bütün ezilen halklar olarak, birleşerek güçlü bir dünya işçi sınıfı ittifakı inşa etmeliyiz! Ve yan yana durmanın çıtasını yükselterek bir dünya işçi partisini hedeflemeliyiz.

* Bu yazı İKEP merkezi bülteni Paydos’un Eylül 2022 tarihli 7. sayısında yayınlanmıştır.

Bu Yazıyı Paylaş:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir