HDP ve Seçimler

Mehmet Sadık

Nasıl yapılıp yapılmayacağı belli olmamakla birlikte 2023 yılının Haziran ayından önce Başkanlık için de milletvekillikleri için de sandığa gidileceği aşikâr. Çünkü eğer arkada gizli kapaklı bir manevra varsa bile -ki 16 Nisan 2017’de bunun olduğu 3 Ekim tarihli Cumhuriyet Gazetesi’ndeki Necati Özkan’ın “Atı alan” başlıklı yazısıyla açıkça sergilenmiştir- hükümet de seçim faaliyetlerine dâhil olmuş durumda.

Milletvekili seçimlerinin pek bir önemi yok*, aslolan Başkanlık seçimi çünkü ülkenin mukadderatını belirleyecek esas seçim bu. Güçlendirilmiş 12 Eylül 1980 askeri rejimi üzerine kurulmuş mevcut sistemin parlamentosu da Başkanlık sisteminin sona ermesiyle birlikte zaten tarihin çöp sepetine gidecektir. Milletvekillikleriyle ilgili çok demokratik bir parlamento oluşturulmadığı takdirde ülkede hiçbir şey değişmemiş olacak. Şu hiç ıskalanmamalı: AKP-MHP Başkanlık seçimini kaybetse bile mevcut rejimin kurumlarının (güvenlik, yargı, YSK vs.) kanatları altında gerçekleşecek bir seçimin hiçbir adil yanı olmayacaktır. Yeni bir demokratik seçim zorunludur. Ama bunun için de Başkanlık seçiminin çok güçlü bir kitle mücadelesi altında yürütülmesi gerekir. İşçi ve demokrasi güçleri böyle bir kitle seferberliğinin başını çekmeli ve demokrasi mücadelesini Millet İttifakı’nın güçlerine bırakmamalıdırlar. Tabii bu iki gücün dışında kalmak ikisine eşit uzaklıkta olmak anlamına gelmez. İşçi sınıfı ve ezilenler son tahlilde karşı kamp içindeki çatışmalara da dikkat etmeliler.

Faşizmle “Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem” arasında elbet ayrım yaparız. Ama…

AKP-MHP Hükümeti ülkeyi Mussolini benzeri bir rejime götürme konusunda İtalya’da seçimleri kazanan “melanet”ten daha şanslı, çünkü ondan farklı olarak arkasında yaslandığı 12 Eylül 1980’in hem öncesine hem sonrasına dayanan kurumları ve “çete”leri var. Bunlara karşı mücadele bayrağını yükseltmek gerekiyor. Seçimler bu kurumlara karşı kitle seferberliğini öngerektiriyor. Tek Adam rejimine karşı “güçlendirilmiş parlamenter sistem”e karşı kimse kayıtsız kalmaz. Ama bunun olması için bir kitle mücadelesi şart. Şu andaki bütün bölük pörçük sınıf mücadelelerini komiteler ve onların meclisleri aracılığıyla bu yola sokmaya çalışmak esas görev olmalı.

Ecevit’in geçici başarısı!

Ecevit 1973 seçimlerindeki başarısını sonradan vazgeçse de “kontr-gerilla”yı karşısına alarak elde etmişti. 1977’de bu politikasının meyvesini topladı ve oyların yüzde 42’sini aldı. Günümüzde kontrol-gerilla o gün olduğundan daha güçlü. Bu kurumun tasfiyesinin bir zorunluk olduğu anlatılmalıdır. Millet İttifakı’nın bir ayağı da bu kurumlara dayanıyor. Bu desteği bozmak işçi ve demokratik cephenin öncelikli taktiği olmalıdır.

Emek ve Özgürlük İttifakı ne yapmalı?

Üçüncü Cephe olarak ortaya çıktığını ileri süren “Emek ve Özgürlük” İttifakı tabii ki demokratik haklar için mücadelenin ötesinde bir Emekçi Hükümeti şiarını ortaya atmalıdır. Ancak ana gövdesini HDP’nin yani Kürt halkının sivil özsavunma yapısının korunmasına dayamış böyle bir ittifakın güç kazanması ancak “kontr-gerilla”ya karşı tavır almasıyla mümkündür.

***

* Bu kuşkusuz her zaman böyle olmaz. Ama bizdeki “Tek Adam” adıyla anılan rejimde parlamento bir ”süs” olarak düşünülmüş, esas görevi oluşturulacak “çoğunluk”la Başkanın oylamayla düşürülmesini engellemekle sınırlandırılmıştır.

** Bu yazı İKEP merkezi bülteni Paydos’un Ekim 2022 tarihli 8. sayısında yayınlanmıştır.

Bu Yazıyı Paylaş:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir